|
GAZETECİLER
FEDERASYONU’NUN OLUŞUMU
1.
Toplantı (Aydın)
2. Toplantı (Balıkesir)
3. Toplantı (İstanbul)
4. Toplantı (Aksaray)
5. Toplantı (Adana)
6. Toplantı (Antalya)
7. Toplantı (Diyarbakır)
8. Toplantı (Bursa)
Türkiye Gazeteciler Federasyonu,
kuruluşunu 1 Ağustos 1997 tarihinde Bursa’da yapılan Başkanlar Konseyi’nde
ilk kez kamuoyuna duyurdu.
1 Ağustos’ta yapılacak toplantı nedeniyle Bursa Gazeteciler Cemiyeti
öncülüğünde “GAZETECİLER FEDERASYONU’NUN DOĞUŞU” isimli kitap
hazırlandı ve basıldı. SUNUŞ yazısıyla başlayan kitap, 7’ncisi
olan Diyarbakır toplantısıyla sona eriyor. Ardından Bursa’da yapılan
toplantıyla Gazeteciler Federasyonu’nun doğuşu kamuoyuna duyuruluyor.
S U N U Ş
Bursa Gazeteciler Cemiyeti
50’nci yılını kutluyor.
21. yüzyıla girmek üzereyiz. Dünya; biz istesek de istemesek de
küçülmekte.
20. yüzyıla girerken; dünyamızın yükselen değerleri denilince akla
“ağır sanayi-bankacılık” gibi kavramlar gelirdi.
21. yüzyılın yükselen değerleri arasında ise; birincil sırayı “medya
ve iletişim” almakta.
İşte, bu noktada, dünya basınının sorumluluğu ve omuzlarındaki yük;
geçmiş yüzyıllara göre çok daha fazla.
Bursa basın emekçileri 21. yüzyıla, 1947-1997 yılları arasındaki
“yarım yüzyıllık örgütlü mücadelesi”nin sorumluluğunu bilerek giriyor.
Günümüz Türkiye’sinde basının sorunları çığ gibi büyümüş olup; bunlara
her gün yenisi eklenmektedir.
Ciddi bir demokrasi sınavından geçtiğimiz şu dönemde, medya, üstüne
düşen görevleri korkmadan ve yılmadan yerine getirmeye çalışmaktadır.
Elbette, basının da hataları olmuştur ve olmaktadır. Yalnız bir
gerçeği gözardı etmemek gerekir. Hiçbir kurum ve kuruluş, kendisini
basın kadar acımasızca eleştirmemiş ve teşhir etmemiştir.
Biz inanıyoruz ki, “Basında Etik Sorunu” ancak ve ancak basının
kendi otokontrol mekanizmasını çalıştırmasıyla mümkün olacaktır.
Bunun da adı konmuştur artık.
Basında kaçınılmaz bir gereklilik haline gelen güçbirliği; Gazeteciler
Federasyonu adı altında somutlaşmıştır.
Basın emekçileri, yüzyılın getirdiği sorumluluğu kavrayarak, sorunlarının
çözümü için en yakıcı koşul olan güçbirliğinin önemi ve gerekliliğinin
bilincindedirler.
Basında güçbirliği çalışmaları yeni olmayıp, neredeyse basın tarihimizle
aynı süreyi kapsamaktadır.
Tüm çabalara ve isteklere rağmen, bir türlü hayata geçirilemeyen
güçbirliği çalışmaları; 1996 yılında Anadolu’dan gelen bir çağrıyla
yeniden gündeme gelmiştir.
Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin bölgesel olarak başlattığı toplantıdan
yükselen güçbirliği çağrıları, Türkiye geneline yansıyarak yaygınlaşmıştır.
Balıkesir, Aksaray, İstanbul, Adana, Antalya ve Diyarbakır’da yapılan
toplantılarda yerel ve yaygın basının sorunları gündeme getirilirken,
nihai sonuca doğru adım adım gidilmiştir.
Oluşturulan Başkanlar Konseyi, federasyon tüzük çalışmalarını tamamlamış
ve Diyarbakır toplantısında tüzük onaylanmıştır.
Elimizdeki mevcut belge, bilgi, basın açıklamaları ve toplantı tutanaklarına
dayanarak, Federasyon oluşumunu bir kitapçık haline getirmeyi tarihi
bir sorumluluk olarak gördük. 1 Ağustos’ta yayınlanacak bu kitabı
yayına hazırlayan Gül Kolaylı’ya sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Çünkü, basında sağlanan güçbirliği, basın tarihinde bir dönüm noktası
ve umutla açılan yepyeni bir sayfadır.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. yılını kutlarken, aynı zamanda,
basın çalışanları için bir dönüm noktası olan Federasyonun kuruluşunu
da kutluyoruz.
GAZETECİLER FEDERASYONU’NUN OLUŞUMU
Türkiye genelinde çeşitli
illerde; cemiyet ve dernek çatısı altında örgütlenen basın emekçilerinin
güçbirliği uzun yıllar süren çalışmaların sonucu nihayet meyvaesıini
verdi. Basın tarihinde güçbirliği çalışmaları hep gündemde oldu, ancak
çeşitli nedenlerle bir türlü hayata geçirilemedi.
1996 Mart ayında Anadolu basınından yükselen birlik çağrıları; ülke
çapında karşılık buldu. Belli bir düzen ve disiplin içinde yapılan
toplantıların her biri, federasyon oluşumunda birer kilometre taşıdır:
1. Aydın Toplantısı
2. Balıkesir Toplantısı
3. İstanbul Toplantısı
4. Aksaray Toplantısı
5. Çukurova Toplantısı
6. Antalya Toplantısı
7. Diyarbakır Toplantısı |
(l8.03.1997)
(30.03.1996)
(09.06.1996)
(17.08.1996)
(25.10.1997)
(28.02.1997)
(17.05.1997) |
18 Mart 1996 tarihinde Gazeteciler
Cemiyetlerine; Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik
imzalı bir çağrı geldi. Şöyle deniyordu çağrıda:
“Değerli Başkanım,
Daha önce yapmış olduğumuz
telefon görüşmesinin ışığı altında ve önerileriniz doğrultusunda
Ege Bölgesi’ndeki Gazeteciler Derneği ve Cemiyet Başkanları toplantısı
için gerekli hazırlıkları yaptım ve programı ekte yüksek bilgilerinize
gereği için sunuyorum.
Program hakkında ek önerileriniz ve beklentileriniz varsa lütfen
bana bildiriniz.
Anadolu’da gerçek Basın Birliği oluşturmak için önce de belirttiğim
gibi hepimizin görev üstleneceği bu toplantıya onur vermeniz, hareketimize
hız ve ivme kazandıracaktır.
Aydın’ın basın dostu yerel yöneticileri özellikle sizlerle birarada
olmaktan, sizleri ağırlamaktan büyük mutluluk duyacaklarını vurguladılar.
Sizi aramızda görmenin sabırsızlığı ve heyecanı ile saygı ve sevgilerimi
sunarım.”
Toplantı, çağrının içeriğine uygun bir şekilde gerçekleşti. 30 Mart
1996 tarihinde Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin öncülüğünde, Aydın’da
yapılan toplantıda; Afyon, Burdur, Balıkesir, Denizli, Muğla, Uşak,
İzmir ve Aydın Gazeteciler Cemiyetleri bir araya geldiler.
Yapılan toplantıda, basın dünyasının genel durumu; gazetelerin ve
gazetecilerin, gerek özlük, gerekse finansal sorunları görüşüldü.
Özellikle, mevcut gazeteciler dernek ya da cemiyetleri tüzel kişiliklerinin
girişim ve öncülüğünde, yeni bir birlik modeli oluşturulması için
çaba gösterilmesine karar verildi.
Aydın toplantısı, bölgesel bazda gerçekleşmesine rağmen federasyonun
oluşumu yolunda ilk adım olması nedeniyle önem taşımaktadır. Toplantının
sonunda, 30 Mart 1996 tarihinde yapılan basın açıklamasında “basında
güçbirliği”nin gerekliliği ve önemi vurgulandı.
“Basın Açıklaması:
Ege Bölgesi Gazeteciler
Cemiyetleri ve Dernek Başkanları olarak;
Aydın Gazeteciler Derneği’nin
öncülüğü ile Aydın’da toplanan Afyon, Aydın, Balıkesir, Burdur,
Denizli, İzmir, Muğla cemiyet ve dernekleri başkanları, yerel basının
ve basın emekçilerinin sorunları üzerinde çözüm arayışları içinde
olmuşlar ve Türkiye kamuoyuna şu açıklamayı yapmışlardır:
Basın ve basın emekçilerinin yıllardır çözümlenemeyen sorunlarına
artık bir neşter vurmanın gerekliliğine inanan bizler;
Bunun için önce yerel, sonra ülke genelinde yeni bir örgütlenme
modeline ihtiyaç duyulduğu yönünde görüş birliğine varmış bulunuyoruz.
Bunu da Gazeteciler Dernekleri veya cemiyetleri tüzel kişilikleri
bazında bir güçbirliği kurmakla alabileceğimiz inancındayız.
Bunun için tüm gazeteciler cemiyetlerini ve derneklerini madden
ve manen birbirlerini desteklemeye, birlik ve beraberliklerini geliştirip
sürekli kılmaya, dolayısıyla maddi ve manevi güçbirliğine davet
etmekteyiz.
Bu kapsamdaki çalışmaların peyderpey sürdürüleceğini belirtirken,
9 Mayıs’ta Balıkesir’de yapılacak olan Türkiye Yerel Basın Sorunları
Platformu’na yukarıda sözü edilen dernek temsilcilerinin katılmalarını
özellikle rica etmekteyiz.
Bu vesile ile tüm meslek kuruluşlarımıza ve meslektaşlarımıza Ege’den
selam, saygı ve başarı dileklerimizi sunuyoruz.
Bugünkü toplantıya iştirak eden başta Aydın Valisi Kadir Uysal olmak
üzere, Emniyet Müdürü Şevket Ayaz, İl Planlama Müdürü Sabahattin
Azazi ve diğer üst düzey bürokratlarına ayrıca teşekkürlerimizi
sunarız.
Not: Kütahya ve Uşak Gazeteciler
Cemiyet Başkanları mazeretleri nedeniyle toplantıya katılamadılar,
alınacak kararlara katıldıklarını vurguladılar.
* * *
| 2. Toplantı
(Balıkesir) |
Yukarı |
Aydın toplantısından sonra alınan
kararların uygulamaya geçirilmesi için, ikinci toplantı 5 Mayıs
1996 tarihinde Balıkesir’de yapıldı. Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Reşit Kıpçak’ın imzasını taşıyan çağrı, daha geniş bir katılımı
hedefliyordu:
“Türkiye genelindeki yüzlerce gazete ve derginin oluşturduğu, binlerce
basın çalışanının görev aldığı yerel basın, ne yazık ki hepimizin
bildiği çeşitli ekonomik, teknik ve mesleki imkânsızlıklar içerisinde
kıvranmakta, tam anlamıyla yaşama savaşı vermektedir.
Yerel basının kaderi haline gelmiş olan bu unutulmuşluğu aşmak için
bugüne kadar yapılan çeşitli girişimler ne yazık ki istenen sonucu
vermemiştir. Bu hareketlerin ciddi bir organizasyondan yoksun oluşu,
girişilen münferit çabaların yerel boyutlarda kalması ve yerel basın
kuruluşları arasında iletişim yetersizliği, sözkonusu başarısızlığın
temelini oluşturmuştur.
Ülkemizde giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında hızla yozlaşmaya
başlayan mesleğimizi bu gidişten kurtarmak, kamuoyunu bilgilendirmede
son derece önemli bir görev üstlenen yerel basın organlarının karşı
karşıya bulunduğu güçlüklerle mücadelede ortak bir yol belirlemek
ve görüşlerimizi, tek bir ses halinde yasama organına duyurmak amacıyla
Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti olarak bir sempozyum düzenlemiş
bulunuyoruz.
9 Mayıs 1996 perşembe günü şehrimizde yapılacak sempozyumda, yerel
basının sorunları tartışılacak, çözüm önerileri hakkında çeşitli
tebliğler sunulacaktır. Basından sorumlu Devlet Bakanı Sayın Ali
Talip Özdemir, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Basın
İlan Kurumu Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı ve TRT gibi kuruluşların
yanı sıra basın kökenli milletvekillerinin ve Türkiye’deki tüm gazeteciler
cemiyetlerinin de davetli olduğu sempozyumun ardından 10 Mayıs günü
Balıkesir’in turizm merkezi Edremit Körfezi yöresine bir tanıtım
gezisi gerçekleştirilecektir.
Ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek olan geniş kapsamlı bu etkinlik
ile ilgili ayrıntılı program ve davetiyeniz önümüzdeki günlerde
tarafınıza gönderilecektir...”
Toplantıda; basının günümüzdeki sorunları tartışılarak geçmişte
yaşanan ve başarısızlıkla biten güçbirliği girişimleri değerlerlendirildi.
Toplantıya katılan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin
önerisiyle, üçüncü toplantının İstanbul’da yapılması kararlaştırıldı.
Bu toplantıda bir ileri adım daha atılarak, toplantı; “basında güç
birliği” olarak deklare edildi. 9 Mayıs 1996 tarihinde yapılan açıklamada
şunlar yer aldı:
“Basın Açıklaması:
Türkiye’de kurulu bulunan
Gazeteciler Cemiyet ve Derneklerinden Türkiye, İzmir, Çukurova,
Mersin, Zonguldak, Aydın, Afyon, Eskişehir, Kütahya ve Balıkesir
cemiyet başkanları düzeyinde temsilcilerce Balıkesir İli Gazeteciler
Cemiyeti’nin vaki daveti üzerine düzenlenen ‘Türkiye’de Yerel Basın
Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu’na katılanlar olarak aşağıdaki
kararların Türk kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır.
1. Basınla ilgili yasaların
taranması suretiyle özellikle 195 sayılı yasada yerel basın lehine
yapılacak değişiklikler için TBMM nezdinde girişimde bulunulmasına,
2. Promosyonun bir tanıtım aracı olarak basının saygınlığına yaraşır
biçimde ve makul ölçülerde uygulanmasının sağlanmasına,
3. Basın Kartları Komisyonu’nda Türkiye, Ankara ve İzmir Gazeteciler
Cemiyetlerinin yanı sıra Anadolu’da bulunan diğer Gazeteciler Cemiyet
ya da Derneklerinin temsiline olanak sağlanmasına,
4. Bayram gazeteleri çıkarılması için, Cemiyet ve Derneklere güç
verilmesine ve bu konuda geleneğin yaşatılması için çaba gösterilmesine,
5. Basın çalışanlarının işbirliği ve dayanışmalarına sendikal örgütlenme
yoluyla destek verilmesine, Teşmil Yasası’nın tüm yayın organlarına
uygulanmasına,
6. Kamu kuruluşlarının basın kartlarına uyguladığı bazı indirimlerin
gazete ve diğer yayınların, okura daha kolay ve ucuza ulaşmasını
sağlamak üzere yaygınlaştırılmasına, bunun için gerekli girişim
ve çalışmalar yapılmasına,
7. Aydın’da 30.03.1996 tarihinde yapılan basın dünyasında yeni bir
örgütlenme modeli gerekliliğinde mutabakatın devam ettiğine, bu
yöndeki girişimlerin önceden kararlaştırıldığı şekilde diğer cemiyet
ve derneklerce de sürdürülmesine,
8. Balıkesir’de yapılan sempozyumun adının ‘Basında Güç Birliği’
olarak deklare edilmesine, Türkiye ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin
de bu birliğin içerisinde yer aldığına,
9. Bundan böyle basında Gazeteci ve Gazete Sahibi düzeyinde karşılaşılan
tüm sorunlar karşısında ortak tavır ve tepki konulması, böylece
meslek ilke ve saygınlığının geliştirilip korunmasına,
Oy birliğiyle karar verilmiştir.
09.05.1996”
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin
50. yıl etkinlikleriyle çakışan toplantı, geniş bir katılımla; 9-10
Haziran 1996 tarihlerinde gerçekleşti. Bu toplantıda, “Başkanlar
Konseyi”nin oluşturulması kararı alındı. İstanbul Toplantısına şu
kuruluşlar katıldı:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Cemiyeti-Ankara, İzmir
Gazeteciler Cemiyeti, Anadolu Yayıncılar Birliği ile Antakya Gazeteciler
Cemiyeti, Bolu Gazeteciler Cemiyeti, Antalya Gazeteciler Cemiyeti,
Aydın Gazeteciler Cemiyeti, Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti, Bursa
Gazeteciler Cemiyeti, Çorum Gazeteciler Cemiyeti, Çukurova Gazeteciler
Cemiyeti, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti, Doğu Anadolu Gazeteciler
Cemiyeti, Edirne Gazeteciler Cemiyeti, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti,
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti,
Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti, Giresun Gazeteciler Cemiyeti, Güneydoğu
Gazeteciler Cemiyeti, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti, Kahramanmaraş
Gazeteciler Cemiyeti, Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti, Kayseri Gazeteciler
Cemiyeti, Kırklareli Gazeteciler Cemiyeti, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti,
Konya Gazeteciler Cemiyeti, Kütahya Gazeteciler Cemiyeti, Malatya
Gazeteciler Cemiyeti, Manisa Gazeteciler Cemiyeti, Mersin Gazeteciler
Cemiyeti, Muğla Gazeteciler Cemiyeti, Ordu Gazeteciler Cemiyeti,
Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, Rize Gazeteciler Cemiyeti, Sakarya
Gazeteciler Cemiyeti, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti, Seydişehir
Gazeteciler Cemiyeti, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, Trakya Gazeteciler
Cemiyeti, Uşak Gazeteciler Cemiyeti, Yozgat Gazeteciler Cemiyeti,
Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti.
Tüm bu cemiyetler, toplantı
sonucunda, 17 Haziran 1996 tarihinde yaptıkları ortak basın açıklamasında
şunları belirttiler:
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi oluşturuldu.
İstanbul’da 9 Haziran
günü toplanan Gazeteciler Cemiyetlerinin başkanları arasında güçbirliğini
hayata geçirmek üzere bir Başkanlık Konseyi oluşturulmasını ve kamuoyuna
aşağıdaki ortak açıklamayı yapmayı kararlaştırmışlardır.
Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti’nin çağrısı üzerine 9 Haziran 1996 günü İstanbul’da toplanan
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları, öteden beri üzerinde durulan,
Aydın Gazeteciler Derneği ve Balıkesir Gazeteciler Cemiyetlerinin
yaptıkları bölge toplantıları ile ivme kazanan Gazeteciler Cemiyetleri
arasında ve basında güçbirliğinin gerçekleştirilmesine inançlarını
bir kez daha vurgulayarak, güçbirliğini hayata geçirmeyi, bu amaçla
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlığı Konseyi oluşturmayı oybirliğiyle
kararlaştırdı.
Basının çeşitli sorunlarını,
özellikle yerel basının ağırlaşan sorunlarını bir kez daha saptayarak,
bu sorunların çözüme kavuşturulması için Gazeteciler Cemiyetleri
Başkanlığı Konseyi eliyle güçbirliği içinde ortak çabalar harcanması,
bundan sonraki toplantının 17 Ağustos’ta Aksaray’da yapılması oybirliğiyle
karar altına alındı.
Bu sonuçlarla, sorumlu
meslek ilkelerine bağlı, bağımsız, saygın bir basının koruyuculuğunu,
basın özgürlüğünün savunuculuğunu ve basının sorunlarının çözüme
kavuşturulmasının takipçiliğini güçbirliği içinde yapma inancımızı
ve kararlılığımızı kamuoyuna açıklarız.”
* * *
Aksaray Toplantısı, federasyon oluşumundaki
4. toplantı olmasına rağmen; “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi”nin ilk toplantısı olması açısından önem taşımaktadır. 17
Ağustos 1996 tarihinde yapılan toplantıya dönemin Devlet Bakanı
Namık Kemal Zeybek de katıldı. Özellikle Anadolu Basınının sorunlarının
gündeme geldiği toplantıda, federasyona gitmenin gereği, önemi ve
bu konudaki engeller tartışıldı.
Bu toplantıyla ilgili tutanaklar, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü’nce kitap haline getirilerek yayımlanmıştır. Bu
kitaba göre;
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi I. Toplantısı:
ÖNSÖZ
Türkiye’deki 45 Gazeteciler
Cemiyeti Başkanları 9 Haziran 1996 tarihinde biraraya gelerek ‘Başkanlar
Konseyi’ oluşturmayı ve konsey üyesi olan cemiyetlerin bulunduğu illerde
dönüşümlü olarak toplanmayı kararlaştırdılar. Alınan bu karar doğrultusunda
ilk toplantı 17 Ağustos 1996 tarihinde ‘Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti
Başkanlığı’nın merkezi olan Aksaray’da yapıldı. Bu kitap Aksaray’da
yapılan toplantıdaki konuşmaları ve alınan kararları kamuoyunun bilgisine
sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Kitabın, tüm basın camiasına yararlar
getirmesini temenni eder, saygılarımı sunarım.
Namık Kemal ZEYBEK
Devlet Bakanı
Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kemal Ay’ın konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın
Milletvekillerim,
Yurdumuzun değişik illerinde büyük güçlükle görevlerini yapmaya
çalışan basınımızın güzide temsilcileri,
Saygıdeğer Cemiyet Başkanlarım ve değerli misafirlerimiz,
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi Aksaray toplantısına
hoş geldiniz der, saygılar sunarım.
Sizleri, kültür, tarih ve doğa zenginlikleriyle büyük medeniyetlere
beşiklik yapmış, yakın çağ ecdat medeniyetlerinin yeşilliğini soldurmadan
muhafaza eden bir kültür şehri olan Aksaray’da görmekten ve ağırlamaktan
şeref duyarız.
Değerli Misafirler,
İçinde yaşadığımız toplumun, sosyal yapısını, geleneklerini, değişme
yönünü ve sürecini kavramadan o topluma sağlıklı nufüz etmek mümkün
değildir. Elbette sosyal yapı, sadece bugünün ürünü olamaz. Onu,
geçmişin derinliklerine giderek araştırmak, derinliklerini ve sebeplerini
bilmek, bir bakıma varsa sorunlarını öğrenmek, düğümlerini, karmaşık
ilişkilerini çözmek için basına önemli görevler düşmektedir.
Eğer demokrasi çokseslilik ise ve bunu basın organlarında görmek
istiyorsak, özellikle Anadolu basınının yükselmesi ve yücelmesi
gerekir. Anadolu basını, çokseslilik ifadesidir. Ama geçmiş yıllara
baktığımız zaman, Anadolu basını konusunda çok fazla bir yatırım
yapılmadığını görüyoruz. Bu belki de devletten beklendi. Eğitim
yönünden insana yatırım yapılmadı.
Bu anlamda, Anadolu basınına devletten yeterli desteğin sağlanması
gerekmektedir. Birinci derece gerek araç, gerek makine ve insan
kaynağı olarak, Anadolu basınına destek olunması gerekir. Anadolu
basınında insan yetiştirilmesi çok ilkel usüllerle yürütülmektedir.
Usta-çırak ilişkisi veya çalakalem gazetecilik hâlâ geçerliliğini
korumaktadır. Bunun bir düzeni olmalı. Yetişmiş insanların, Anadolu
basınına destek amacıyla kurslar, seminerler gibi aktiviteler düzenlemesi
gerekir.
2000’li yıllara girildiği bu günlerde basın organlarının bölgesel
haberlere daha çok önem vermeleri gerekmektedir. Ulusal yayın organları
bölgesel haberlere maalesef fazla giremiyorlar. İşte, bu bölgesel
alanda yayın yapan organ, Anadolu basını olacaktır. Bu nedenle Anadolu
basınının ihtiyaçlarını giderme noktasında devletin yardımcı olması
gerekir.
Anadolu basınının da kendisini geliştirmesi gerekir. Her şeye rağmen
yaptığımız işin bilincini ve sorumluluğunu bilip ona göre davranmalıyız.
Nice güzel toplantılarda birlikte olmak dileğiyle saygılarımı sunarken,
bu arada sayın Bakanım, değerli misafirlerimiz, Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti Başkanlar Konseyi Toplantısı nedeniyle maddi ve manevi
desteklerini esirgemeyen başta sayın Valimiz Cahit Kıraç’a, Belediye
Başkanımız Ahmet Er’e, Ticaret Odası Başkanımız Bayram Aydın’a,
Esnaf Odaları Dernek Başkanımız Doğan Ceylan’a ve cansiperane çalışan
gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Nail Güreli’nin konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Milletvekilleri,
Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar, değerli meslektaşlarım.
Bugün toplantımız gerçekten hepimize heyecan veriyor. Bu toplantı
aslında yaklaşık on yıldır hepimizin düşlediği bir hayalin gerçekleşmesi,
hayata geçmesinin somutlaşmasıdır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin gazetecilik mesleğine, meslek ilkelerine
gönül vermiş insanların güçbirliği içinde çalışması, seslerini,
sorunlarını, dileklerini birlikte gündeme getirmeleri, kamuoyuna
duyurmaları açısından bugüne kadar eksikliği çekilen bir ihtiyacı
karşılayacağı açıktır.
Bu toplantıların çok özlü bir geçmişi var. Daha önce Aydın’da, Balıkesir’de
başlatılan ve bir önceki toplantıda Başkanlar Konseyi adıyla İstanbul’da
şekillenen ve bugün burada gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Konseyi
toplantısında bu güçbirliğinin, bu işbirliğinin gerçekleşmesine
değerli katkıları olan başta İzmir Gazeteciler Derneği Başkanı mesleğimizin
duayeni sevgili İsmail Sivri’nin, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi
Bilgin kardeşimizin ve Aydın, Balıkesir gazetecileri başta olmak
üzere bütün siz Cemiyet Başkanlarımızın, yöneticilerinin büyük katkısı
vardır. Bu katkı, bu heyecan, bu birliktelik bugün Türkiye’de aslında
bir ihtiyacın karşılanması anlamını taşımaktadır.
Türk basınının sorunları her devirde olagelmiştir. Genel basınla
yerel basının çok ortak sorunları da vardır. Ama şunu açıkça ifade
etmek gerekir ki; yerel basının sorunları daha fazladır, sıkıntıları
daha fazladır. İşte bu güçbirliğinin; yerel basının bugüne kadar
gerektiği şekilde muhatap bulamamış, çözüme ulaştırılamamış sorunlarının
çözüme ulaştırılmasına da katkıda bulunacağı ve yine, genel basın
çerçevesinde de Türk basınının, o demektir ki; Türk demokrasisinin
aynı zamanda genel sorunlarının çözüme ulaşması olanağı sağlanacağı
kesindir.
Ve bu birliktelik, Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi
çatısı altındaki bu birliktelik, kamuoyunda olsun, yönetimlerde
olsun, mesleğin gerçek sahiplerini belirlemede, muhataplarını belirlemede
ve çözüm yollarını aramada tercihlerinde kendilerine de sağlıklı
bir anahtar oluşturacaktır, bir yol gösterici olacaktır.
Her kesimde görüldüğü gibi basın sektöründe de elbet birtakım enflasyonlar,
meslek ilkelerinden sapmalar görülmektedir. Yine her kurumda, her
sektörde olduğu gibi temsilci ve dernek temsilcilerinin enflasyonu
karşısında, kamuoyunun birtakım flu tablolar karşısında kalmasıdır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi; Türkiye’de bu
mesleğin salt temsilcilerinin örgütlerinin oluşturduğu bu konsey;
bu fluluğu, bu bulanıklığı giderecek bir girişimdir.
Bu nedenle bu girişime katkıda bulunan tüm arkadaşlarımı, tüm meslektaşlarımı
özellikle kutluyorum. Heyecanlarını paylaşıyorum. Bu toplantımıza
onur veren Devlet Bakanı Sayın Zeybek’e teşekkürlerimi sunuyorum.
Ben tabii ayrıntılara, teknik sorunlara girmiyorum. Açış konuşmamı
da, belki de haddinden fazla uzatmış bulunuyorum. İki gün boyunca
burada konuşacağız ve konseyimizin verdiği karar doğrultusunda ortaya
çıkan sorunları bir rapor halinde basınla ilgili Sayın Devlet Bakanımıza
sunma olanağını da elde edeceğiz. Bu her iki taraf için de bir kolaylık
sağlayacaktır.
Bu düşüncelerle çalışmalarımızda hepimize başarılar diliyorum, saygılar
sunuyorum.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Nazmi Bilgin’in konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim,
Belediye Başkanım, değerli Milletvekilleri, değerli konuklar ve Türkiye’nin
dört bir tarafından gelen değerli meslektaşlarım, Cemiyet Başkanları,
Aslında ben bugün hem bir mutluluğu hem de mutsuzluğu yaşıyorum. Çünkü
Sayın Güreli’nin de söylediği gibi on yıldan beri atılan adımlar bir
adım ileriye gitmedi. Belki bugün alacağımız kararlarla şimdiye kadar
ileriye götüremediğimiz bu organizasyonu gerçekleştirebileceğiz.
Ben eleştiriye çok değer veren bir arkadaşınızım. Ancak, özeleştiriyi
eleştiriden daha önemli ve kutsal görüyorum.
Başkanlar Konseyi’nin bugün burada toplantısı yetmez arkadaşlar. Bugün
Türkiye’de 214 Gazeteciler Cemiyeti ve Derneği var. Üzülerek belirteyim
ki, ama hiç küçümseyerek değil; Türkiye’de eğer berberler bir federasyon
çatısı altında bir araya gelmişlerse, şoförler bir federasyon çatısı
altında bir araya gelmişlerse ve biz bu ülkede birliği her zaman savunan
kişiler, Gazeteciler Cemiyet Başkanları hâlâ 214 ayrı çatı altında
sorunlarımızı çözmeye çalışıyorsak bu bir meslek ayıbıdır. Bu cemiyetlerin
ayıbıdır. Şimdiye kadar yapılan sen-ben kavgasının sonucudur. Bu organizasyonumuzu
gerçekleştiremeyişimiz, bizim tek ses, tek yumruk olmamızı engellemiştir.
Bu engelleme bizi tek ses ve tek yumruk halinde görmeyen birtakım
kişilerin işine gelmiştir ve olagelmektedir. Bizim tek ses ve tek
yumruk haline gelemeyişimiz, devletin birtakım imkânlarından yararlanamama
gibi önemli bir sonucu oluşturmaktadır.
Değerli Cemiyet Başkanları,
Ben hepinizin hangi güç koşullar altında bu cemiyetleri yaşatmaya
çalıştığınızı biliyorum. Burnu yere düşse yerden almayan arkadaşlarımın,
sırf bu cemiyetler yaşasın diye, Bayram Gazetesi çıkarmak için kapı
kapı dolaşıp ilan istediklerini bilirim. Artık bunları geride bırakalım,
burada bir çatı altında toplanmanın adımını atalım. Çünkü sorunlarımız
ortak, çözüm yolları da ortak. Anadolu basını da ancak sorunlarına
bu yolla çözüm bulabilir.
Devletin trilyonlara varan imkânları, İstanbul’da medya plazalar yapılması
için kullanılırken, hâlâ daha Anadolu’daki gazetelerin kurşun kokan
bodrumlarda görev yapmaya çalışmaları ve devletin imkânlarından yararlanmamaları
nasıl bizim için meslek ayıbıysa, aynı zamanda bir siyaset ayıbıdır,
bir demokrasi ayıbıdır.
Yine üzülerek belirteyim ki; 60’lı yıllardan sonra ortadan kalkan
besleme basın, bugün büyük kentlerde hortlatılmıştır. Gerçek besleme
basın, devletten trilyonlarca kaynak alan, belirli yılları ödemesiz
kaynak alan büyük basındır. Gelin bunları, tek ses halinde konuşmanın
yöntemini bir çatı altında toplanarak bulalım.
Anadolu basınının sıkıntılarını biliyorum. Çünkü şu anda sizlere hitap
etme onurunu taşıyan bendeniz; çocukluğunu Erzurum Cumhuriyet Caddesi’nde
Efkaf apartmanlarının altında Doğu Gazetesi’nde geçirmiş bir kardeşinizim.
O zaman entertipler de yoktu. Küçükken hayranlıkla, kasalardan o kurşun
harfleri teker teker dizen mürettipleri seyrederdim. Hâlâ belleğimde
onlar. Bugün burada, Aksaray’da, dört yerel gazete, iki televizyon
ve sekiz radyonun olduğunu öğreniyorum. Aksaray’da bu bir gelişme,
ama sağlıklı bir gelişme değil. Eğer belirli yerlere yeterince ulaşamıyorsak,
sayının çokluğu hiçbir şeyi ifade etmez. Çünkü bugün Türk basını,
görünenin çok ötesinde tekelleşme gibi bir olguyla karşı karşıyadır.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde kamuoyunu aydınlatma görevi,
ülkemizde olduğu gibi yerini yönlendirme görevine terketmemiştir.
Bugün radyolar, gazeteler, televizyonların büyük bir kısmı ikibuçuk
elde toplanmıştır. Tekelleşme, demokrasinin karşıtıdır. Tekelleşme,
sansürün bizzat ikiz kardeşidir.
Biz bu sorunları, ancak sesimizi birlikte yükseltirsek çözebiliriz.
Bizim dağınıklığımızdan bugün siyaset de yararlanıyor. Buna engel
olalım. Buna hep birlikte karşı çıkalım.
Şunu da açıkça söylüyorum, uzun yıllardan beri öncülüğünü yapmaya
çalıştığım federasyon olgusu, hiç kimseye ama hiç kimseye bir makam
ve kartvizit verme amacını taşımamaktadır. Hangimiz, hanginiz önümüze
geçer, başımıza geçerse, ben Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak ona
nefer gibi hizmet etmeye her zaman hazırım.
Bu genel konuları ilettikten sonra, yüreğimden gelen birkaç cümleyle
sözlerimi bitirmek istiyorum:
15 yıllık çalışma hayatımda ben gazeteciliği bir meslek olmanın ötesinde,
bir yaşam biçimi olarak gördüm. Bu süre içerisinde teypleri, fotoğraf
makinelerini ve kameraları her kapıyı açan maymuncuk olarak görmedim.
Haberin kutsallağına hep inandım, ama cevap hakkının haber kadar kutsal
olduğunu hiç aklımdan çıkarmadım. Bütün bunların ötesinde hiçbir haberin,
ama hiçbir haberin bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden daha önemli olduğuna,
hiç ama hiç inanmadım.
Değerli arkadaşlarım,
Hep birlikte tartışalım. Bu ülke bir mozaik mi? Hayır. Çünkü, bugün
Aksaray’da görüyoruz mozaik içindeki parçalar bir bütündür. Bu ülke
bir ebrudur. Bu ülke bir renkler kaynaşmasıdır. Bu ülke bir yüzyıllar
kucaklaşmasıdır.
Biz yüzyılların kederiyle, tasasıyla bu toprakları anayurt edinmişiz.
Üzerine basarak söylüyorum, anayurt edinmişiz ve bu anayurdun bugünkü
adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
İlkeliliğimizi sürdürdüğümüz sürece, gökkubbe yerinde durduğu sürece,
bu ülkenin Misak-ı Milli sınırları içerisinde Türk Bayrağı dalgalanacaktır.
Ve biz bu mesleğin insanları olarak, bu bayrağın o gönderde durmasına
bedenimizle ve fikrimizle hizmet edeceğiz. Onun için hiçbir komplekse
kapılmadan, başına-sonuna hiçbir takı koymadan, hepimiz ama hepimiz
“Ne Mutlu Türküm” diyebilmeliyiz.
Ve hepimiz Atatürk’ün 1924’te söylediği “Türk basını Cumhuriyetin
etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır” sözünü başucumuza koymalıyız.
Bunu bir direktif olarak kabul etmeliyiz. Çünkü biz bu ülkenin yüreğiyiz.
Hepinize saygılar sunuyorum.
İzmir Gazeteciler Cemiyet Başkanı
İsmail Sivri’nin konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim,
Sayın Belediye Başkanı, çok sevdiğim cemiyet başkanları, değerli
konuklar.
Öncelikle hepinizin huzurunda Anadolu’nun dört bir köşesinden gelmiş
olan cemiyet başkanlarını, bu kısa boyumla ayağa kalkıp selamlıyorum.
Bu toplantıya geldikleri için, hepsine şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye gazetecilerinin, güçbirliğini oluşturma yolunda ilerlemekteyiz.
Bir gün, Aydın’dan bir mektup aldım. Aydın Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Mustafa Çezik toplantıya davet ediyordu. Bu toplantıya gittim.
Orda bir tablo çizildi, hayal gördük.
Senelerdir Nazmi Bilgin federasyon için uğraşıyor, olmuyor. İstanbul
Gazeteciler Cemiyeti, 1930’larda matbuat cemiyetini kurmuş. Ankara
gazetecilerinin çeşitli dertleri var. İstanbul ve diğer güçlü cemiyetler,
bu dertlerin dışında.
Orada, Aydın’daki toplantıda hep beraber arkadaşlarla sekiz, dokuz,
on, oniki gazeteciler cemiyet başkanı, “Acaba bir güçbirliği oluşturabilir
miyiz? dedik. Bunun üzerine Balıkesir Cemiyeti Başkanı, (bilmeyenler
için anlatıyorum) bizi Balıkesir’e çağırdı. Oraya Nail Güreli geldi.
O zaman Mustafa Bey ile Reşit Bey’e “Bu iş oluyor, çünkü İstanbul,
Ankara gelmeden bu işi kotarmamızın olanağı yoktur. Buraya asıl
Nazmi Bilgin’i de çağıracaktın” dedim. Çağırdığını, işi olduğu için
gelemediğini söyledi. Sonra Nazmi Bilgin’le konuştum. A’dan Z’ye
kadar bizimle beraber olduğunu söyledi.
Şimdi huzurunuzda, her iki Başkan’a da teşekkür ediyorum. Değerli
İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları bu olaya sıcak
bakmasalardı Osmanlı’dan beri başlayan istanbul-Bizans ve güçlü
cemiyetler gözüyle olaya baksalardı, bugün burada toplanmamıza imkân
yoktu. Hepinizden her iki başkanı alkışlamanızı rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bunun dışında fazla vaktinizi almamak için çok az şey söyleyeceğim.
Bu güçbirliği, başkanlar konseyi dediğimiz; adı ne olursa olsun,
çeşitli illerde çeşitli zamanlarda başkanların birbirleriyle konuşmalarıyla
kurulacak bu güçbirliği, hiçbir şey yapmasak da biraz önce Nazmi
Bilgin’in dediği gibi, eğer özeleştiri yapabilirsek, bu mesleğimizin
yücelmesi ve yükselmesi için çok önemli olacaktır.
Anadolu basınının çok büyük sorunları var. Sayın Bakan’dan rica
ediyorum. Anadolu basınının çok fazla halledilecek sorunları var;
kendi güçleri ile halledilecek sorunları var. Bir de Türk basınının
çok genel sorunları var. Senelerden beri cemiyet başkanları olarak
Adana’da, Balıkesir’de, Trabzon’da yapılan toplantılarda, her yerde
yapılan toplantılarda bunlar dile getiriliyor ama mum dibine ışık
vermez misali, Türk basınında ve diğer televizyonlarda (TRT hariç)
bu başkanların söylediğini duymak olanağı yoktur. Şimdi bu görev
Anadolu basınına düşüyor. Bunları siz duyurun, İstanbul basını da
okusun.
Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum.
Devlet Bakanı
Namık Kemal Zeybek’in konuşması:
Sayın Vali, Sayın Milletvekilleri,
Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar ve tabii Sayın Basın Mensupları.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve bu güzel toplantının kutlu olması,
yararlı olması dileği doğrultusunda, hayırlar getirmesini temenni
ediyorum.
Başlangıçta yaptığı açış konuşmasında Sayın Nail Güreli’nin bir
cümlesini yakaladım. Çok haklı olarak ve doğru olarak Sayın Güreli
şöyle dedi: “Türk basını, o demektir ki Türk demokrasisi. Türk basınının
sorunları demek, Türk demokrasisinin sorunları demek.” Doğrudur.
Basının sorunları, demokrasinin sorunlarıdır. Hele bugünkü dünyada,
dünyanın yeniden oluştuğu bu çağda, bu husus çok daha büyük önem
ve değer kazanmıştır. Demokrasi, ama, acaba biz demokrasiye ne kadar
ulaştık? Biz demokrasiye ulaşmak yolunda adımlarken, demokrasi hangi
boyutlara ulaştı? İzin verirseniz bildiğiniz gerçekleri tekrar ederek,
önce bu konuyu açmak istiyorum:
Demokrasi; halkın kendi kendisini yönettiği rejim diye tarif edilir.
Yani halk, kendi yönetimcilerini kendisi seçerse bu demokrasidir,
ama bu klasik demokrasidir. Bu temsili demokrasidir. Bu tarif doğru,
bizim mekteplerde okuduğumuz yıllarda, hukuk fakültelerinde okuduğumuz
yıllarda bunlar böyle anlatılıyordu.
Ama buna eklemeler de yapılıyordu. Eğer seçim, yani halkın yöneticilerini
seçtiği sistem, demokrasinin oluşması için yeterliyse, mesela Nazi
Almanyası da, Mussolini İtalyası da, 70 yıllık Sovyet sistemi de
demokrasidir denilebilir ve gerçekten de bunlar bazen kendilerine
demokrasi de demişlerdir. Milli demokrasi diyenler olmuştur, halk
demokrasisi diyenler olmuştur, ve gerçekten bunlarda seçim de yapılmıştır.
Yani Hitler de, Mussolini de seçimle gelmişlerdir. 70 yıllık totaliter
sistemde de, yani Sovyetler Birliği’nde yöneticiler seçimle gelmişlerdir.
Demek ki seçim, demokrasinin oluşması için tek başına yeterli değil.
Eğer seçimin bütün şartları oluşmuş olsa bile, yani gerçekten seçme
ve seçilme hakkı tam anlamıyla gerçekleşmiş olsa bile, yeterli değil.
Çünkü hâlâ, bizim toplumda problemlerimiz var. Bir kısmı çözüldü,
bir kısmının bence çözülmesi gerekir. Anayasa planında çözüldü,
yasalar planında, hayata intikalinde hâlâ eksiklerimiz var. İnşallah
onlar da çözülecek.
Diyorum ki; gerçekten tam anlamıyla demokratik bir seçim ortamı
meydana gelse bile; bunun adı ancak dört-beş yılda bir gün demokrasi
olur. Dört-beş yılda bir gün. Eğer ülkede insan hak ve hürriyetleri
olgun anlamda gerçekleşmezse, o ülkede demokrasi yoktur, seçim olsa
bile.
Demek ki demokrasinin ikinci ayağı var: İnsan hak ve hürriyetlerinin
gerçekleşmesi. Hem seçimler için demokrasinin basına ve basın hürriyetine
ihtiyacı var, hem de insan hak ve hürriyetlerinin en önemlilerinden
olan düşünceyi yayma, düşünme ve düşüncesini yayma hakkı ve hürriyeti
bakımından demokrasinin basına şiddetle ihtiyacı var.
Burada basın yoluyla hak ve hürriyetlerin yaygınlaştırılması derken;
sadece, mevzuat engeli değildir engel. Mevzuat engelinin dışında
da, değerli dostlarımızın söylediği gibi, başka engeller oluşabilir.
İç engeller oluşabilir. Onlara karşı da Gazeteci Cemiyetlerinin
Başkanlarının bilincine teşekkür ederim ve katıldığımı söylerim.
Şimdi çağdaş demokrasi derken, hemen aynı konuya geliyoruz. Yine
bildiğiniz gerçeği tekrar etmek istiyorum.
Demokrasinin üçüncü ayağı, katılımcılıktır. Eğer bugünkü çağdaş
dünyada yöneticiler, devleti yönetenler, seçimle gelenler, kitle
örgütleriyle, gönüllü kuruluşlarla sürekli işbirliği halinde yönetimi
gerçekleştirmiyorlarsa, o ülkede katılımcı demokrasi yok demektir.
Olgun anlamda demokrasi de bugün ancak katılımcılık ayağının gerçekleşmesiyle
ortaya çıkar.
O bakımdan diyorum ki; Sayın Güreli’nin söylediği yüzde yüz doğru.
Türk basınının sorunları, (onun üslubuyla söylüyorum) o demektir
ki, bugün burada Türk demokrasisinin sorunları, sıkıntıları konuşulacaktır.
Sözlerimin sadece dilden gelen sözler olmadığını, yürekten gelen
sözler olduğunu en azından geçmişteki uygulamalarımı hatırlayanlar
bilecektir. “Ne gerek bize demokrasi?” diyenler olabilir.
Bize demokrasi çok gerekli. Çünkü, insanın mutluluğunu sağlayacak
rejimdir “demokrasi”. Ferdin, bireyin mutluluğu, ancak demokratik
sistemlerde ortaya çıkar. İnsanın gerçek anlamda manevi yükselişi,
ancak demokratik sistemlerde gerçekleşir ve bugünkü çağda tutunmanın,
dayanmanın, var olmanın, bugünkü çağa uyum sağlamanın tek yolu vardır:
“Demokrasi”.
Bilgi çağı çokça söyleniyor. Bence her toplantıda söylenmeli. Hani
her namazdaki, her rekâttaki Fatiha gibi her toplantıda mutlaka
bilgi çağının gerçekleri gündeme getirilmeli.
Çünkü biz eğer bilgi çağının dışında kalırsak, kaçınılmaz bir şekilde
yeni dünyanın sömürgeleri olmaya mahkûm olacağız. Onun için ne kadar
gündeme getirilse o kadar azdır. Bilgi çağını sağlayan, büyük gelişmeyi
gerçekleştiren de demokratik toplumlardır. Yani bilgi çağı insan
hak ve hürriyetlerinin bulunduğu yerlerde ancak ortaya çıkmıştır
ve bilgi çağı da katılımcılık demektir. Bilgi çağının siyasi sistemi,
katılımcı demokrasidir. Katılımcı demokrasi, hem bilgi çağının sebebi,
hem de onun sonucu olmuştur. Birbirini tamamlayan iki düşünce olmuştur.
Dolayısıyla bu topluluğu, ben gerçekten benim için iyi bir fırsat
sayıyorum. İyi ki gelmişim buraya diyorum. Yanlış yapıp da gelmemezlik
etmemişim. Gelmeliydim. Başka hangi önemli işim olursa olsun, onları
iptal edip gelmeliydim diyorum. O bakımdan bana çağrıda bulunan,
gelmem konusunda ikaz eden Sayın Başkanlara da teşekkür etmek istiyorum.
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden ve Anadolu Ajansı’ndan
sorumlu Devlet Bakanı olarak, tabiidir ki sizin konularınızla ilgili
çözümleri getirmek de, -hükümet planında, kamu planında- benim işim,
benim görevim. Ama ben, işimi masa başında oturup, kitaplardan yahut
kendi zihni birikimlerimi ortaya koyarak gerçekleştirirsem, o zaman
söylediğim şeylere aykırı hareket etmiş olurum. O bakımdan Sayın
Başkanlarımız biliyorlar, bu ayın 28’indeydi, yine kendilerinin
görüşüne uyarak, -bunu da katılımcı anlayışın bir gereği saydım-,
Eylül ayı içinde Ankara’da bu konularda özel bir toplantı düzenleyeceğiz
ve basın-yayın genel kanunlarının düzenlemelerini yeniden gözden
geçireceğiz.
Basın Kanunu, Basın-İş Kanunu, şimdi RTÜK diye söylemek moda olan
kanun ve Basın Kartları Yönetmeliği gibi konuları madde madde gözden
geçireceğiz. Kendilerinin, sektörün, sektörü temsil edenlerin görüşlerini
alacağız. Sonra bu görüşler doğrultusunda düzenlemeler için, gereği
neyse onu yapmak çabası içinde olacağız.
Kelimeleri dikkatle seçiyorum. Kendimi yanlış taahhütlerin altına
sokmamaya çalışıyorum. Gerçekleştireceğiz sözü başka bir sözdür,
gerçekleştirmek çabası içinde olacağız sözü başka bir sözdür.
İnşallah, bu toplantıdan sonra yine sizin sözcülerinizin görüşlerini
nazara alarak Eylül veya Ekim ayı içinde bir Basın Kurultayı düzenleyeceğiz.
Bu basın kurultayı, sürekli bir basın kurultayı haline gelecek.
Böyle bir gayretimiz ve böyle bir çabamız var. Hemen arkasından
alt kurultaylar düzenleyeceğiz. Nedir o? Anadolu basınının meselelerini
incelemek üzere bir kurultay düzenleyeceğiz. Bu bir çalışma metodudur.
Katılımcı anlayışın bir gereğidir.
Geçmişte Allah nasip etti, yönetimin takdiri oldu, bir bakanlık
daha yapmıştık. Hatırlayanlar hatırlarlar ki, en çok siz takip ediyorsunuz,
siz değerlendiriyorsunuz. O dönemde de, kültür meseleleriyle ilgili
böyle bir çabamız olmuştu ve sektörden öğrendiklerimizi hayata intikal
ettirmek için ne mümkünse onu yapmak gayreti içinde olmuştuk.
Sayın Güreli’den sonra Sayın Nazmi Bilgin’in ortaya koyduğu, ısrar
ettiği, heyecanını ifade ettiği bir konuya gelmenin şimdi tam çağıdır,
tam zamanıdır.
Katılımcı demokrasi dediğiniz sadece, Türkiye’yi belli bir usule
göre seçilenlerin yönettiği bir sistem değildir diye, ifade ettim.
Ben de bir milletvekiliyim, ama milletvekilinin itibarını yükseltmenin
yolu da, o olgun yere koymaktan geçer. Çağdaş toplumlarda her müessesenin
bir yeri vardır. Dolayısıyla Meclisin itibarını yükseltmekle birlikte,
gönüllü kuruluşların itibarını da yükselterek, gücünü de çoğaltarak,
belli bir yere koymak gerekir.
Eğer çağdaş anlamda bir hayat tarzı inşa etmek istiyorsak; “siz
inşallah bu toplantıdan mutlaka federasyon kararı çıkarmalısınız”
diyorum. Yürekten katılıyorum.
Sizin federasyon kurmamış olmanız kiminin işine gelir, kiminin işine
gelmez. Bu beni ilgilendirmiyor. Benim işime geliyor.
Benim bulunduğum yerde, benim bulunduğum konumda, benim hayat tarzım,
hayat düşüncem sizin mutlaka güçbirliğinizi sağlamanız gereğini
ortaya koyuyor. Federasyonu, “mutlaka kurmalısınız” diyorum. Bu
da benim size bir vatandaş olarak şiddetle tavsiyem olsun. Ayrıca
izin verirseniz, küçücük bir gazeteci olarak da sizden böyle bir
talepte bulunmak hakkım olsun. Yani gazeteci şapkamı başıma geçirip
size söyleyeyim: “Başkanlarımız, şu toplantıda mutlaka federasyon
kurma kararını almalısınız.”
Biliyorum ki bir dönem Türkiye’de bütün bu anlattıklarımızın tersi
bir anlayış haâkim oldu, demokrasiyi olabildiğine yaymak ve genişletmek
yerine, olabildiğine kısıtlama gayretleri oldu. Bütün bunlar bir
dönem oldu ve sanki 80 öncesi olayların sebebi dernekleşmeymiş gibi,
sanki 80 öncesi olayların sebebi dernek yöneticilerinin, esnafın,
yani halk tabakalarının siyasete katılımıymış gibi bir anlayış hâkim
oldu ve Türkiye’de dernek kurmak, federasyon kurmak, konfederasyon
kurmak çok zorlaştırıldı.
Bütün bunları biliyorum ama şunu da biliyorum ki bizim halkımızın
gücü bütün bunları aşmaya yeterlidir. Birileri dernek kurmayı zorlaştırdı,
ama halkımızdaki öğrenme gücü, öğrenme kudreti, ortaya koydu ki,
dernek kurmaktan daha zor olan vakıflar yolu tercih edildi. Vakıf
adı altında dernekler çoğaldı. Yine bizim teşkilatlanma gücümüz,
şu anda gördüğümüz manzarayı ortaya çıkardı.
Dolayısıyla biz bu federasyon halini aşarız, ama vakıf da düşünülecek
bir hadisedir. Eğer bir yolu kapıyor ve zorluyorsa, siz başka bir
yoldan gider, yolunuzu bulup örgütünüzü kurarsınız. Ama ben, mutlaka
kurulmalı diyorum.
Bu kurulmuşsa, mesela neden bu basın kartları konusu devletin işi
olsun artık? Ama, şimdi devlet bunu kime devredecek? Sizin federasyonunuz
olduğu zaman “buyurun sarısını da siz verin, mavisini de siz verin”
demek imkânı olurdu. Bu sizin işiniz. Kimin gazeteci olduğuna, kimin
olamayacağına neden siz karar veremiyorsunuz? Neden Basın-Yayın
Genel Müdürlüğü’nde en altta çalışanların bile sarı basın kartı
olurken, yıllarını gazeteci olarak geçirmiş birtakım insanlarda
hâlâ böyle imkânlar yok? Yani birtakım terslikleri önlemenin yolu
da, kararı sizin vermenizdir diyorum.
Sonuç itibariyle; Sayın İsmail Sivri’nin sözlerine de katılarak,
Anadolu basınının önemini ben de vurgulamak istiyorum. Çünkü Anadolu
basını, bugün en azından amatör ruhunu daha yitirmemiş ve gerçekten
düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin önemli kalelerinden birisidir.
Dolayısıyla onun meseleleri çözülmelidir.
Bakanlık olarak yapmayı düşündüğümüz, siz de uygun görürseniz yapacağımız
bir-iki etkinlikten daha söz etmek istiyorum.
Ankara’da ve İstanbul’da birer eğitim merkezi kuracağız. İnşallah
İzmir’e de bunu intikal ettiririz, ama ilk kararı verdik.
Bu eğitim merkezinde hizmet içi eğitimi, yani meslek içi eğitimi
yapacağız. Sadece Ankara ve İstanbul’daki gazetecileri değil, Anadolu’dan
da sizin seçtiğiniz, sizin örgütünüzün seçtiği gazetecileri alacağız
ve inşallah eğiteceğiz.
Hangi konuda eğiteceksiniz derseniz; hayat öyle hızla gelişiyor
ki sizin mekteplerde, mektepli de olsanız öğrenemediğiniz konular
var. Belki hatırlayanlarınız olabilir, benim şu andaki Basın Müşaviri
arkadaşım, “Ben de vaktiyle sizin o kursunuzdan geçmiştim” dedi.
Kültür Bakanlığım döneminde “hızlı okuma teknikleri” diye bir kurs
başlatmıştım ve önce gazeteci arkadaşlara Bakanlığın imkânlarıyla
bu kursu tahsis etmiştim. Hızlı okuma teknikleri diye bir kavram
var, çağdaşlığın icaplarından birisi.
Ben şahsen, bir şirketler topluluğuna koordinatörken beş günümden
vazgeçtim, böyle bir kursa girdim. Girdiğim gün dakikada 200 kelime
okuyabiliyordum. Beş gün sonra 600 kelime okuyabiliyordum. Ama sonra
öğrendim ki, öğretmen dakikada 2500 kelime okuyabiliyormuş. İşte
o zaman ben de 2500 kelimeye nasıl ulaşabilirim diye kara kara düşünmeye
başladım.
İşte dünya böyle bir dünya. Yani örnek olarak veriyorum. İnşallah
bunları da yapacağız.
İnşallah sizi sıkmadım. Bütün bu “yapacağız” dediklerimi, eğer siz
uygun görürseniz yapacağız.
Ayrıca; sayın Başkanlardan aldığım işaret doğrultusunda bir Türk
Dünyası Basın Kurultayı’nı yapma kararı da verdik. Türk dünyasının,
yani Türk Cumhuriyetlerinin gazetecilerini toplayarak, Türk dünyasının
ortak basın meselelerini de konuşmak istiyoruz.
Bu arada şunu söylemek isterim; bu konunun uzmanı olarak zannetmeyin
ki, her şeyi onlara biz öğreteceğiz. Hayır, bizim de onlardan öğreneceğimiz
çok şeyler olduğunu, Türk dünyasının basın temsilcileriyle karşılaştığınız
zaman göreceksiniz. Birbirimize öğreteceğiz ve böylece bir büyük
dünyada inşallah birlikte ilerleyeceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum ve başarılar diliyorum.
***
Aksaray Toplantısının sonunda yapılan
basın açıklamasında ise şunlar yer aldı:
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi’nin Aksaray İlinde yapılan toplantısında, Gazeteciler Cemiyetlerinin
Başkanlarının, Basın Konseyi’nden ayrılmaları kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nden yapılan açıklamaya
göre, Basın Konseyi ile birlikte Türk Basın Birliği’nin, Anadolu
Basın Birliği’nin ve benzer amaçla kurulmuş diğer kuruluşların,
Gazeteciler Cemiyetlerinin yanı sıra basını temsil edemeyecekleri
görüşü toplantıda benimsenmiştir. Cemiyet Başkanları, Basın Konseyi’ne
üye olanların sorunlarının tek elden ve güçbirliği içinde çözümlenmesi
için, öncelikle Basın Konseyi’nden istifasını kararlaştırmıştır.
Bu arada Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyetlerin
çoğunun zaten Basın Konseyi’ne üye olmadığı saptanmıştır.
Haziran ayında oluşturulan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne
katılan Cemiyet sayısı, Aksaray’daki toplantıda Sinop, Tokat, Niğde,
Kahramanmaraş, Karaman, Adıyaman, Nevşehir ve Kırıkkale Gazeteciler
Cemiyetlerinin de girmesiyle birlikte 54’e çıkmıştır.
Aksaray, Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdülkadir Ay’ın
başkanlığında yapılan toplantıda, Başkanlar Konseyi’nin yapılaşma
çalışmalarının sürdürülmesiyle Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi
Bilgin’in sorumluluğunda oluşturulacak bir komisyon görevlendirilmiştir.
Bu arada her İlde bir Gazeteciler Cemiyeti’nin bulunması ilkesi
kabul edilerek, birden fazla Cemiyetin olduğu illerde bu Cemiyetlerin
birleşmesi için temenni kararı alınmıştır.
Gazeteciler Cemiyetlerinin belirlediği meslek sorunları, bir rapor
haline getirilerek, Eylül ayında Basınla ilgili Devlet Bakanı Namık
Kemal Zeybek tarafından düzenlenecek toplantıya götürülecek. Bu
arada, bayram gazeteleri geleneğinin yeniden sürdürülmesi, promosyonların
kültürel ağırlıklı ve belli kurallar çerçevesinde olması, kamu kurumları
reklamlarından yerel basına da fon ayrılması yönünde çalışmalar
yapılması kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin bundan sonraki toplantısı,
Çukurova, Mersin, İskenderun, Antakya, Gaziantep, Kahramanmaraş
ve Adıyaman Gazeteciler Cemiyetlerinin ortak katkılarıyla 24-25-26
Ekim 1996 günlerinde Adana’da yapılacak.”
***
25-28 Ekim tarihlerinde, Adana’da
toplanan 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanının katılımıyla gerçekleşen
toplantıda, Anadolu basınının sorunları, basın özgürlüğü, basında
tekelleşme tartışıldı. Federasyon ya da Basın Meslek Odaları şeklinde
bir örgütlenmenin meslek ilkelerinin yaşama geçirilmesinde ve yitirilen
saygınlığın yeniden kazanılmasında önemi gündeme getirildi.
Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyetinin, “Gazeteciler Federasyonu
ve Basın Meslek Odaları Kuruluşu ile ilgili görüşler”ini bildirdiği
raporunda şunlar belirtildi:
“Ülkemizde mevcut basın mesleğini ve mensuplarını temsil eden kuruluşların
güçbirliği halinde bir çatı altında toplanması ihtiyacı giderek
artmaktadır.
Aydın’da başlayan ve Adana’da beşincisini gerçekleştirmekte olduğumuz
toplantılar zinciri bu konudaki ortak isteği ortaya çıkartmıştır.
Bugüne kadar “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları Konseyi”
adıyla toplanan, ancak yasal bir dayanağı olmayan bu platformun
nasıl bir oluşum içinde tüzel kişilik kazanacağı henüz belirlenememiştir.
Bu konuda iki ayrı öneri mevcuttur:
“Gazeteciler Federasyonu” veya “Basın Meslek Odaları”
Basın mesleğinin saygınlığının korunması, güçlendirilmesi ve benimsenen
ilkeler doğrultusunda icra edilmesi amacıyla önerilen ilk alternatif
“Gazeteciler Federasyonu”dur.
Böyle bir federasyon mevcut yasa gereği “Kamuya Yararlı Dernek”
statüsündeki üç cemiyet tarafından kurulacaktır. Türkiye’de kurulu
bulunan ve dileyen diğer tüm cemiyetlerin katılması düşünülen bu
federasyonun kuruluş gerekçesi “Basın mesleğinin gelişmesi, saygınlığının
korunması, düşünce özgürlüğünün her türlü kısıtlama ve saldırılara
karşı korunması için içe yönelik otokontrol etkinliğinin de birlik-beraberlik
içinde uygulanması” olarak ifade edilmektedir.
Bu amaca ulaşmak için belirlenen temel ilkeler ise;
a) Gazetecilik mesleğinin ahlaka
aykırı özel amaçlara ve çıkarlara alet edilemeyeceği,
b) Yayın yolu ile hiç kimsenin ırk, cinsiyet, sosyal durum ve dini
inançları nedeni ile kınanamayacağı, aşağılanamayacağı,
c) Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüklerinin sınırlandırılmasını,
genel ahlak anlayışını, aile kurumlarının temel dayanaklarını sarsıcı,
incitici yayınlar yapılamayacağı,
d) Devletin, milleti ve ülkesi ile bütünlüğünün tartışılamayacağı,
e) Halkın gerçekleri öğrenme hakkından kesinlikle ödün verilemeyeceği,
olarak belirlenmektedir.
Bu ilkeleri uluslararası basın meslek
ilkeleri çerçevesinde genişletmek mümkündür.
Günümüzde genel olarak benimsenen meslek ilkeleri, kurulması planlanan
Gazeteciler Federasyonu’nun ilkeleriyle aynı doğrultudadır.
Gerek yaygın basının, gerekse yerel gazetelerimizin neredeyse tümü
yukarıda ifade bulan “Basın Meslek İlkeleri’ne uymaya söz verdiğini”
zaten ilan etmektedir.
Ancak verilen bu sözün yaşama geçirilmesi sırasında durum çok farklıdır.
Gazetelerinin bir köşesinde meslek ilkelerine söz verdiğini ilan
eden pek çok basın kuruluşu yayınlarında bu ilkelere hiç ama hiç
önem vermemekte, hatta bu ilkeleri gözardı etmekte, bu ilkeleri
ayaklar altına almaktadır.
Bize göre konunun can alıcı noktası da burada yatmaktadır.
Son derece iyi niyetlerle ve mesleğimizi korumaya yönelik duygularla
kurulması istenen Gazeteciler Federasyonu’nun bu tür yayınlar ve
kuruluşlar karşısındaki tavrı ne olacaktır?
Bugün alınacak kararlarla belki de yaşama geçirilmesini sağlayacağımız
bu federasyon, meslek ilkelerine uymayan basın-yayın kuruluşlarna
hangi yaptırımları uygulayacaktır?
Yürürlükteki yasa gereği, kurmayı düşündüğümüz bir federasyonun
bu tür olaylar karşısında “kınama”dan öte yapabileceği hiçbir şey
yoktur.
Gönüllülük temeline dayalı olan derneklerde olduğu gibi bu derneklerin
oluşturacağı bir federasyonun da tüm meslek mensupları üzerinde
geçerli bir yaptırım gücü olması mümkün değildir.
Cemiyetlerin ve bunların oluşturacağı bir federasyonun mesleki anlamda
bir denetim mekanizması olması da mümkün değildir. Yürürlükteki
2908 sayılı Dernekler Yasası’nın 18. Maddesindeki “Hiç kimse bir
derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye istifa
hakkına sahiptir” ifadesiyle derneklere zorla üye kaydedilemeyeceği”
hükme bağlanmıştır. Yine aynı madde, derneklerden istifanın tek
taraflı bir tasarruf olduğuna hükmetmektedir. Dolayısıyla bu yasaya
uygun kurulmuş bulunan derneklerimizin yaptırım gücü üyeleriyle
sınırlı olup, dileyen üye, istediği anda istifa ederek ayrılma,
ancak gazetecilik mesleğini bildiği gibi sürdürme hakkına da sahiptir.
Bir derneğin üyesi olmayan kişi ve kuruluşlar üzerinde söz sahibi
olamayacağı da bir başka gerçektir.
Federasyonun belirleyeceği ilkelerin uygulama alanı da Dernekler
Yasası ile çizilmektedir. Yani bir derneğe üye olmayan kişi veya
kuruluş, o derneğin kararlarına uymak zorunda bırakılamaz.
Üyeler ise diledikleri anda istifa ederek kararlara uymamak hakkını
korurlar.
Bazı illerimizde birden fazla gazeteciler cemiyeti vardır. Mevcut
dernekleri benimsemeyen yedi kişi biraraya gelip üçüncü, hatta dördüncü
cemiyetleri de kurabilirler. Bunun için hiçbir yasal engel de bulunmamaktadır.
Aynı şekilde bu yeni dernekler -ya da önce mevcut olan fakat federasyona
katılmayanlar- arasından kamuya yararlı dernek statüsüne sahip olan
üç tanesi birleşerek yeni bir federasyon oluşturabilirler.
Bu durumda özlenen birliktelik yine sağlanamayacaktır.
Mevcut Dernekler Kanunu’nun federasyon ve konfederasyonlarla ilgili
hükümlerin yer aldığı dördüncü bölümünde aynı amaçlarla kurulabilecek
federasyon sayısına bir sınırlama getirmemektedir.
Bu örnekleri vermemizin amacı, örgütlenme hakkının sınırlandırılmasından
yana oluşumuz değildir. Ancak Aksaray Toplantısı’nda benimsendiği
gibi “Her ilde bir cemiyetin bulunmasında yarar vardır.”
Dolayısıyla ülke çapındaki meslek örgütlerinin bir çatı altında
toplanmaları da asıl amacımızdır.
Dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir başka nokta da, merkezi nerede
olursa olsun, kuracağımız bir federasyon yönetim gücünün, Anadolu’da
nasıl temsil edileceğidir.
Mevcut yasaya göre “federasyonlar ne ad altında olursa olsun merkezleri
dışında örgüt kuramazlar, temsilcilik açamazlar.”
Bu durumda Anadolu’da kurulu bulunan Gazeteciler Cemiyetleri ağırlıklı
olarak federasyon yönetimi dışında kalacak, yerel sorunlarının çözümünde
federasyonun gücünü gerektiği şekilde arkalarında bulamayacaklardır.
Basın mesleği ciddi ve güçlü bir kuruluş tarafından temsil edilmeli,
yönlendirilmelidir.
Aksi takdirde şu anda mesleğimizin yaşadığı belirsizlikler ve karmaşa
sürüp gidecektir.
Mesleğimizin hızla erozyona uğrayan saygınlığı ve etkinliği de tamamıyla
yok olacaktır.
Bu günleri bile arayacağımız günler uzakta değildir.
Bu noktada sorulması gereken bir soru vardır.
-Mesleki bazda- kişi ve kuruluşlar üzerinde bağlayıcı bir karar
yetkisi bulunmayan, yaptırım gücü olmayan ve gerek üyelik, gerekse
kararları benimseme konusunda tamamiyle “gönüllülük” temelleri üzerinde
duracak olan bir Gazeteciler Federasyonu hangi gücüyle birleştirici
olacaktır.
Oysa mesleğimizin ciddi anlamda birlikteliğe ihtiyacı vardır...
Bu birlikteliği sağlayacak olan örgütlenme modeli BASIN MESLEK ODALARI’dır.
Uyulması gereken mevcut meslek ilkelerini korumak ve basın kuruluşlarının
bu ilkelere uymasını sağlamak, üyeleri üzerinde belli bir yaptırım
gücüne sahip, ODA statüsündeki bir kuruluşun gücüyle gerçekleşebilir.
Federasyon Tüzüğü taslağında belirtilen meslek ilkelerini aynen
-hatta genişleterek- kabul eden bir Basın Meslek Odası bu ilkelerin
uygulanması noktasında yaptırım gücüne sahip olacağından bir federasyona
göre çok daha avantajlı olacaktır.
Her şeyden önce, ODA statüsüne kavuşacak olan derneklerimiz bu statünün
kendilerine vereceği güçle Anadolu’nun dört bir yanında mesleki
sorunlarımızın çözümü için çalışabilecek, yerel problemlerini hızla
kendisi çözebilecektir.
Gerçek anlamda bir güçbirliğinin sağlanabileceği, meslek ilkelerinin
yaşama geçirilebileceği BASIN MESLEK ODALARI, zedelenen mesleki
saygınlığımızı da yeniden sağlayacaktır.
Basın özgürlüğü, hepimizin büyük bir hassasiyetle sahip çıkması
gereken bir hakkımızdır. Ancak bu özgürlüğün bilincinde olmak, bizlere
yüklediği sorumluluğun gereklerini yerine getirmek gerekir. Özgürlüğümüzden
ödün vermediğimiz gibi bu önemli sorumluluğu taşımaktan da kaçınamayız...
Günümüzde ise basın özgürlüğünü savunan, ancak bu özgürlüğün arkasına
sığınarak kamu vicdanını zedeleyen, kamuoyunu yanıltan, basın özgürlüğünü
siyasi, ticari ya da dini emellerine alet eden kurumların sayısı
giderek artmaktadır.
Özgürlüklerin de sınırları olduğunu unutmamak, bu sınırlara hassasiyetle
uymak gerekmektedir.
Basın özgürlüğünü sonsuz ve sınırsız bir hürriyet gibi algılamak
ve o şekilde hareket etmek mesleğimize ağır darbeler vurmaktadır.
Basın Meslek odaları hür basının ihtiyacı olan basın özgürlüğünün
sınırlarını kendi kendimizin çizmesini sağlayacak, sahip olacağı
yaptırım gücüyle meslek ilkelerimize uyulmasını denetleyecek bir
otokontrol mekanizması olacaktır.
Aksi takdirde alacağımız tüm kararlar “iyiniyetli bir temenni”den
öteye gitmeyecektir.
***
Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nin
Adana toplantısında sunduğu rapor ise “Yazılı ve Görsel Basının
Sorunları”nı içermekte:
1) Öncelikle yerel basın, yaygın
basın ile değerlendirilmemelidir.
2) Yaygın basına verilen teşvik kredileri dolara endeksli olduğundan
yerel basın, kredi almaktan korkmaktadır. Yerel basına verilecek
kredilerin miktarı esasında yaygın basın kadar fazla değildir. O
bakımdan bu kredilerin uzun vadeli ve düşük faizli sanayi kredisi
olarak, Türk lirasına endeksli hale getirilmesi gerekmektedir.
3) Yerel basının ilan-reklam gelirlerinin tamamı ya da bir bölümü
vergi dışı bırakılmalıdır.
a) Yerel basında kâğıda sübvansiyon uygulanmalıdır. (kâğıdın başka
amaçlarla el değiştirmesini önlemek için sübvansiyonlu ürünlerde
filigran uygulaması yapılabilir.)
4) Basın İlan Kurumu’nun önderliğinde, yerel basın kuruluşları ile
bir çatı altında toplanarak ortak bir sistem kurulmalı ve gazete
baskıları bu tesiste yapılmalıdır.
5) Kamu kuruluşlarının ilanları, büyük şehirlerde yayınlanan ve
Basın İlan Kurumu statüsüne bağlı ve yine şimdi olduğu gibi, Basın
İlan Kurumu puanlarına orantılı olarak dağıtılmalıdır.
6) Yerel basına sübvansiyon sağlayan Resmi İlan Tarifesi her yıl
yükseltilmesine karşın artan maliyetleri karşılamada yeterli olmaktan
uzaktır.
1980’li yıllarda İhale Yasası’nda
yapılan değişikliklerle yerel gazetelerde ilanların yayın sayısı
azaltılmıştır. Ayrıca 2886 sayılı yasaya tabi olmayan kamu kuruluşları
alım-satım ilanlarını yerel gazeteler dışındaki araçlarla (hoparlör,
duvar ilanı, vs...) yapmaktadırlar. Bu da basın ilanlarının hacmini
düşürmektedir.
Kamu ilanlarının yerel basına yansıyan hacmini artırıcı karar ve
önlemlere her zamankinden fazla gereksinim duyulmaktadır.
Türk Basını’nda toplumun çoğulcu yapısını tehdit eden tekelleşme
eğilimlerinin, kamu çıkarı gözönüne alınarak önlenmesi için, batı
tipi uygulamalarında başarılı sonuçlar alındığı gözlenen türde,
Radyo ve TV’lerde olduğu gibi yazılı basında “Antitekel Yasası”
çıkarılmalıdır.
Haksız rekabet koşullarının ortadan kaldırılması amacıyla “kültür
amaçlı” programlar dışında bütün lotarya ve promosyon uygulamaları
yasayla engellenmelidir.
7) Posta ücretlerinde, tıpkı telefonlarda
olduğu gibi yüzde 50 indirim sağlanmalıdır. Dolayısıyla gazeteler
abonelere daha ucuz şekilde ulaştırılır.
8) Anadolu Ajansı’nın yerel basına uyguladığı ücretlerin indiriminde,
yeniden düzenleme yapılması, yanı sıra geciken ücretlerde ajans
haber akışını kesme yerine, belirli bir faiz uygulayarak geciken
ücretleri tahsil etmelidir.
9) Gazete ve kitaptan Katma Değer Vergisi kaldırılmalıdır.
10) Toplumda gazete, kitap okunmasını özendirmek için Kültür Bakanlığı,
Milli Eğitim Bakanlığı ve basın kuruluşlarının ortak çalışmaları
sağlanmalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nca 1996/1997 eğitim-öğretim yılında okullarda
uygulanacak okuma saatlerinde öğrencilerin yerel gazeteleri de okumaları
özendirilmelidir.
11) Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce geleneksel olarak
düzenlenen Özendirme Yarışmalarında yerel basın mensuplarının ilgisini
çekici maddi ödüller konulmalıdır.
Gazetecilerin mesleki örgütlenmelerinde özlük haklarını, kültürel
haklarını korumak, yasalar ve basın ahlak ilkelerine karşı sorumluluklarını
düzenlemek amacıyla “Basın Odası” kurulması için yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
12) Teknolojik gelişmelerden faydalanılması için, bir defa olmak
üzere gümrüksüz makina ve ekipman dışalım izni verilmelidir.
13) Haksız rekabeti önlemek için kültür ağırlıklı ve gazete maliyetine
yansıtılmayacak promosyonların dışında, getirilecek bir yasayla,
lotarya, promosyon ve kupon gazeteciliğine derhal son verilmelidir.
14) Dağıtım tekeli mutlaka kırılmalı, TBMM Adalet Komisyonu’nda
kabul edilen; Süreli ve Süresiz yayınların dağıtımının engellenmesi
durumunda, kapatma veya para cezası uygulaması yasa teklifi, TBMM’den
bir an önce çıkarılmalıdır.
15) Basında kıdem tazminatlarına güvence getirilmeli, Özel Sigorta
Sistemi kurulmalıdır.
16) Özel televizyon kuruluşlarında sarı basın kartı sahibi gazeteci
çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.
17) 657 sayılı yasayla getirilen kamu görevlililerinin bilgi ve
demeç verme konusundaki kavramlar, gazetecilerin haber alma özgürlüklerini
kolaylaştırıcı şekilde düzenlenmelidir.
18) Yerel radyo ve TV’lerin çalışmalarının düzenlenmesi amacıyla
RTÜK İl Temsilciliği kurulmalıdır.
19) Toplumda çeşitli rahatsızlıklara yol açan “frekans kirliliği”nin
önlenmesi amacıyla, radyolar üzerinde bir an önce çalışmaya başlanmalıdır.
KAYNAK:
20) Bütün bu önerilen ekonomik
iyileştirmeler için gerekli kaynak, televizyon reklamlarından “Yerel
Basını Kalkındırma Fonu” adı altında pay alınması sağlanabilir.
Adana, Türkiye’nin ikinci büyük metropolü olmaya aday bir bölgenin
merkezi konumunda. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin de gelişmesine
muhakkak gözüyle bakılan Adana’da bir Ulusal Basın Merkezi kurulması
zorunluluk gibi gözükmektedir. Bu amaçla bütçeye ödenek konulması
beklenmektedir.
Görsel Basının Sorunları
1. Türk Telekom’un Yerel, Ulusal
ve Uluslararası TV’lere uyguladığı ücret tarifesi arasında çok büyük
farklar bulunmaktadır. Şöyle ki:
a) Geçtiğimiz yıl aylık 50 milyon
lira olan kablolu TV aboneliği, % 50 oranında artırılarak, süreli
75 milyon liraya çıkarılmıştır.
b) Türk Telekom yerel bir televizyon yayınını 3 aylık peşin almak
ön şartı ile 225 milyon lira tahsil edilerek yayınlıyor. Oysa; telefon
aboneliğinde fatura aylık konuşma yapıldıktan sonra tahsil ediliyor.
Kablolu televizyonda ise daha yayın yapılmadan 3 aylık peşin olarak
tahsil ediliyor.
c) Yaygın televizyonlar ülke genelinde yayın yapmalarına karşın,
Türk Telekom’a sadece 250 milyon lira öderken, yalnız bir kente
yayın yapan yerel televizyonlardan 75 milyon lira alınıyor.
d) Uluslararası televizyonlar, kablolu televizyondan ücretsiz yararlanıyor.
Üstelik Telekom, uluslararası televizyonların görüntülerini en kaliteli
olan K kanalından yayınlarken, yerel televizyonlara en kalitesiz
olan F kanalı tahsis ediliyor.
2. Meteoroloji istasyonları ve TV’ler
konumları farklı olsa da kamu görevi yapan kuruluşlardır. Özellikle
meteoroloji istasyonlarının asil görevi günlük ve haftalık hava
raporunu saptamak ve bu bilgileri kamuoyuna aktarmaktır. Varlık
nedeni de budur. Ancak;
a) Kurulduğu günden bu yana,
Radyo ve TV’lere hava raporlarını ücretsiz servis yapan meteoroloji
8 aydan bu yana, radyo ve TV’lerden ayda 12 milyon 500 bin lira
olmak üzere, 3 aylığı peşin 37 milyon 500 bin lira almaktadır.
b) Birçok gideri olmasına karşın, gelir kaynağı sadece reklam olan
TV’ler, bu ücreti vermekte zorlanıyorlar ve dolayısıyla hava raporlarını
kamuoyuna yayınlayamıyorlar.
c) Bu durumda hava raporları sadece ulusal TV’lerde yayınlanıyor.
Ulusal TV’ler ise ilçe ve kırsal kesimler yerine sadece kent merkezlerinin
hava durumunu vermekle yetiniyorlar. Hava raporunun yerel TV’lere
verilmesi halinde, bundan başta üreticiler olmak üzere, balıkçılar
ve kamuoyu daha detaylı bilgileri elde etmiş olacaktır.
3. Yaklaşık 4 yıldan bu yana yayın
hayatını sürdürmeye çalışan yerel televizyonlar için çözümlenmesi
gereken en önemli sorun ise yasal düzenleme yapılmaması. Bu bağlamda;
a) Televizyon şirketleri geleceğe
dönük yatırım yapmayı tasarladıkları halde yasanın çıkmaması nedeniyle
ciddi kaygılar taşıyorlar. Yatırım yapmaktan da çekiniyorlar.
b) Bu durum yerel TV’leri olumsuz yönde etkiliyor. Çok arzu edilmesine
karşın da istenilen kalite bir türlü yakalanamıyor.
c) Ve son olarak; kablolu yayın ruhsatı için RTÜK, 5 milyar lira
talep etmekte olup, bunun da yüzde 10’unu (500 milyon lira) bu ayın
26’sına kadar yatırılmasını istiyor ve bu karar da Resmi Gazete’de
yayımlanmıştır.
Yasanın çıkması çalışanları çok ciddi
bir şekilde etkiliyor. Gerek TV yönetiminde, gerekse haber servisinde
çalışan fikir işçileri yani gazeteciler, 212 sayılı çalışma yasasından
yararlanamadıkları gibi, 1475 sayılı çalışma yasasına tabi tutuluyorlar.
Bu nedenle konumları aynı olduğu halde basında çalışanlar ile görsel
basın çalışanları arasında haksızlığa yol açıyor.
ÖZEL SİGORTALILIK
Bazı cemiyetlerin emeklilik
ve sağlık vakıfları vardır. Bu vakıflar büyütülmeli, genişletilmeli,
tüm yurdu kapsar hale getirilmelidir. Yani tüm Cemiyetler böyle
bir vakfın çatısı altında toplanmalıdır.
Kurulacak olan bu vakıf, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun durumu gözönünde
tutularak, Basın Çalışanları adına özel bir sigorta sistemi oluşturmalı,
hatta sigorta şirketi kurmalı ve Basın Çalışanlarının emeklilik
hakları garanti altına alınmalıdır.
Türkiye’de bunun örnekleri vardır. Ayrıca birçok sigorta şirketi
de, “ÖZEL EMEKLİLİK” adı altında uygulamalar yapmaktadır.
Burada geliştirilecek olan en önemli kural; gazetecinin bu vakfın
ya da sigorta şirketinin yönetimde söz sahibi olmasıdır. Bu bağlamda
öteki kural da, gazetecinin emeklilik ve sağlık primlerini kendisinin,
bu sigorta şirketine yatırmasıdır. Böylece gazeteci kişi olarak
“emeklilik ve sağlık hakkı”nın daha iyi takipçisi olacak ve günümüzde
gözlenen birçok çarpıklığın önüne geçilecektir.
***
Adana toplantısı sonucunda; Gazeteciler
Cemiyetleri Başkanlar Konseyi şu açıklamayı yapmıştır.
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi, 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanının katılımı ile 25-28 Ekim
1996 günlerinde gerçekleştirilen ve Çukurova, İskenderun, Antakya,
Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep ve Mersin Cemiyetlerinin evsahipliği
yaptığı toplantıları sonunda kamuoyuna aşağıdaki açıklamayı sunmayı
kararlaştırmıştır:
Gazeteciler Cemiyetleri
Başkanlar Konseyi, Halkın gerçekleri öğrenme ve doğru bilgi edinme
hakkı demek olan Basın Özgürlüğü’nün ya da daha geniş anlamı ile
iletişim özgürlüğünün Batı standartlarında saptanarak güvence altına
alınmasını önemli ve öncelikli sorun olarak görür.
Tüm sorunların demokrasi
içerisinde çözümleneceğine inanıyor; teröre, şiddete, ırk ayrımcılığına
dayanmayan her türlü düşüncenin özgürce açıklanacağı, tam bir demokrasi
istiyoruz. Gazetecilerin, yazarların düşüncelerini açıklamalarından
ötürü kovuşturulmaya uğramalarını, yargılanmalarını, mahkûm edilmelerini
demokrasi ile bağdaştıramıyoruz ve kınıyoruz.
Demokrasinin tüm kural
ve kurumları ile yerleşmesi, sosyal hukuk devletine dayalı laik
Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü inancına bağlı olarak;
istemlerimizin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Basın Özgürlüğü, daha
doğrusu halkın gerçekleri öğrenme hakkını kısıtlayıcı hükümlerin
kaldırılması, bu arada kamuoyunun sağlıklı biçimde bilgilendirilmesini
engelleyen 657 sayılı devlet Personel Kanunu’nun değiştirilmesi
yönündeki çalışmaları, olumlu karşılamakla beraber ilgili yasal
düzenlemelerin Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi adına üye
meslek örgütleri temsilcilerinin görüşünün alınarak belirlenmesini
zorunlu buluyoruz.
Basın Özgürlüğü ve çokseslilik
önündeki engellerin yalnızca yasalardaki sınırlamalardan kaynaklanmadığını,
Medya’daki yapısal değişimin ve tekelleşme eğilimlerinin de bu özgürlükler
önünde ciddi bir tehlike oluşturabileceğini anımsatarak, bir an
önce bu konuda yasal güvencelerin getirilmesi gereğini belirtiriz.
Gerek yaygın olsun,
gerek bölgesel ve yerel olsun bütün Televizyon ve Radyoların frekans
tahsislerinin bir an önce yapılarak yasal bakımdan tamamlanması
ve burada çalışan gazetecilerin sosyal ve mesleki haklara kavuşturulması
önem taşımaktadır.
Çoksesliliğin en önemli
güvencesi olan yerel basının güçlendirilmesi için, sorunlarının
öncelikle çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.
Yıllardır güç koşullar
içinde, özveri ile ve dürüstçe görev yapan, ciddi Anadolu Basınına
objektif bir statü içinde destek sağlanmalıdır. Basının tarafsızlık
ve bağımsızlık ilkesine bağlı kalınarak, bu desteğin başlıcaları;
teknik donanım için düşük faizli uzun vadeli kredi, resmi ilanlarda
Anadolu Basınına da adaletli bir biçimde dağılımını sağlayacak yasal
düzenlemenin yapılması, KDV’nin kaldırılması, Enerji ve PTT hizmetlerinden,
Anadolu Ajansı kaynaklarından kolaylıkla yararlanmaları şeklinde
sıralanabilir.
53 Gazeteciler Cemiyeti’nden
oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, yukarıda özetle
dile getirdiği sorunların çözümü için, güçbirliği ve dayanışma içinde
çalışmalarını inançla sürdüreceğini kamuoyuna açıklar.”
***
Adana toplantısının bir özelliği
de, Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin çalışma yönteminin
ve oluşum ilkelerinin belirlenmesidir.
Genel İlkeler başlığı altında
toplanabilecek Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin çalışma
yöntemi şu maddelerden oluştu:
1. Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi, Cemiyet Başkanlarından oluşur.
2. Kurul, 2 ile 4 ay arasındaki sürelerle, üye cemiyetlerin bulunduğu
illerden birisinde toplanır. Toplantılara Cemiyet Başkanları katılır.
Cemiyet Başkanı’nın mazereti nedeniyle katılmaması durumunda, görevlendireceği
bir yönetim kurulu üyesi katılır.
3- Her toplantının sonunda, bir sonraki toplantının yeri, tarihi
ve gündemi saptanır. Toplantının açılışında Konsey’in oy çokluğu
ile gündem değişikliği yapılabilir. Madde eklenir veya çıkarılabilir.
4. Başkanlar Konseyi toplantısı, bir gece konaklama ve iki gün de
çalışma şeklinde düzenlenir. Açılış bölümü dışında, Başkanlar Konseyi’nin
çalışma toplantısı kapalı yapılır.
5. Başkanlar konseyi, toplantının yapıldığı ilin cemiyet/dernek
başkanının başkanlığı altında toplanır.
6. İki toplantı arasında önemli bir olay nedeniyle, Başkanlar Konseyi
olağanüstü toplantı yapabilir. En az 10 cemiyet başkanının çağrısı
ile yapılacak olağanüstü toplantının yeri ve tarihi, çağrıyı yapan
başkanların görüş birliği ile belirlenir.
7. Başkanlar Konseyi üyeleri arasındaki iletişim, aşağıda belirlenen
bölgeler içinde, telefon ve faks zinciriyle sağlanır, merkez sekreterya
görevini geçici olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üstlenir. Başkanlar
Konseyi’nde belirlenen konularda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti,
Gazeteciler Cemiyeti, İzmir, Çukurova, Samsun 19 Mayıs ve Güneydoğu
Gazeteciler Cemiyetleri bölgesel sekreterya görevlerini üstlenirler.
Bölgelerdeki cemiyetler, kendi aralarında toplantı yapabilirler.
Kamuoyuna açıklama, Başkanlar Konseyi tarafından yapılır.
8. Başkanlar Konseyi’ne üye cemiyet ve derneklerin niteliği, yapısal
durumları Konseyce belirlenir.
9. Yukarıda sözü edilen nitelikler arasında, aşağıdaki hususlar
öncelikle dikkate alınır.
a) Başkanlar Konseyi,
il düzeyinde kurulu cemiyetlerden ve derneklerden oluşur.
b) İl merkezli olan, fakat komşu illeri de kapsayan ve cemiyet veya
dernek adı taşıyan kuruluşlar da Başkanlar Konseyi kararı ile Konsey’e
alınabilir.
c) Her ilde birden fazla cemiyet ya da dernek varsa, birleştirilmesi
için uzlaşmacı olarak çaba harcanır.
d) Her cemiyetin toplantılarda bir oy hakkı vardır.
10. Bu yönetmeliğe,
Başkanlar Konseyi’nin illerdeki toplantılarında 3/2 çoğunlukla ekler
yapılabilir.
11. Bu yönetmelik, Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar Konseyi’nin 25.10.1996
tarihinde Adana’da yapılan toplantısında oybirliğiyle kabul edilerek
yürürlüğe konulmuştur.
12. Bu tarihten önce, Konsey’e katılmış olan derneklerin/cemiyetlerin
üyelikleri, Başkanlar Konseyi’nin saptayacağı ilkelere ve ölçülere
uymamaları durumunda sona erer.
Söz konusu cemiyet/dernekler bu
hükmü kabul etmiş sayılırlar.
***
Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin
ev sahipliği yaptığı 28 Şubat ve 1 Mart 1997 tarihleri arasında
gerçekleşen toplantıya 55 Gazeteciler Cemiyeti katıldı. Federasyon
bağlamında somut kararların alındığı bu toplantıda prensip tartışmaları
ağır bastı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 6. Toplantı tutanaklarında
şunlar yer aldı:
Başkanlar Konseyi’nin 6. toplantısı, Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin
ev sahipliğinde Antalya’da yapıldı.
Ev sahipliği ve yönetmelik uyarınca Divan, Antalya Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Erdoğan Kahya’nın başkanlığında üyeler Mustafa Yoldaş ve
Meriç Ateş’ten oluşturuldu.
Gündem gereği, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Tamer Ünal,
Adana’da yapılan 5. toplantı ile ilgili değerlendirme konuşmasını
yaptı.
Bu arada verilen bir önerge ile Isparta Gazeteciler Cemiyeti’nin
de Başkanlar Konseyi’ne alınması teklif edildi. Önerge oybirliği
ile kabul edildi. Isparta Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zafer Çağlar’a
söz verildi. Çağlar, Cemiyetin kuruluşu ve faaliyetlerini anlattı.
Kabul edilmelerinden dolayı teşekkür etti.
Gündemin üçüncü maddesine geçildi.
Madde gereği Başkanlar Konseyi 6. toplantısına katılan 36 cemiyet
başkanına üye sayıları, sarı basın kartlı hamili üye sayılarıyla
federasyona katılma kararı alıp almadıkları konusunda söz verildi.
Toplantıya katılan 36 cemiyetten 19’unun federasyona katılma kararı
olduğu anlaşıldı. Tek tek üye sayıları belirlendi.
Daha sonra madde üzerinde görüşmelere geçildi. Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Nazmi Bilgin söz aldı:
Bilgin, sarı basın kartı komisyonun çalışmalarıyla yapılan son değişiklikler
konusunda bilgi verdi. Basın kartının gazetecinin tanınmasında tek
resmi belge olduğunu, Basın Konseyi’nin de Basın Kartları Komisyonu’ndan
çıkartıldığını anlattı.
Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik söz alarak, gazeteciliğin
Sarı Basın Kartı ile eşdeğer görülmemesi gerektiği yolundaki görüşü
savundu.
Sakarya Cemiyet Başkanı Necdet Güngörsün de söz alarak, Sarı Basın
Kartı verilişinde yerel cemiyetlerin görüşünün alınması gerektiğini
söyledi. Sarı Basın Kartının önemine değinerek, verilişte titiz
inceleme yapılmasını istedi. Ayrıca Federasyona katılacak cemiyetlerin
tüzüklerinin ortak olması görüşünü savundu.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin yeniden söz aldı. Basın
kartı alınışında emniyet gibi kuruluşlardan görüş alınmasının doğruluğuna
değindi ve son toplantıda yerel cemiyetlerin görüşlerinin de alınması
yolunda görüşlerin doğduğunu ve bundan sonra görüşlerinin alınacağını
söyledi. Sürekli Basın Kartında gerekli sürenin 17 yıla indirildiğini
açıkladı. Tüm cemiyetlerin ortak bir tüzüğe sahip olmalarının yanlışlığına
değinen Nazmi Bilgin, Federasyon kurulması halinde ortak bir tüzüğün
olabileceğini kaydetti.
Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muammer Başer söz alarak hizmetin
Sarı Basın Kartıyla tanımlanamayacağını, basın kartı olmayan ama
gazetecilik yapan kişilerin de aynı muameleyi görmesi gerektiği
görüşünü savundu.
Divan Başkanı Erdoğan Kahya, konuşmaların Sarı Basın Kartıyla sınırlı
tutulmayacağını hatırlatarak gündem gereği Federasyon ön taslak
tüzüğü üzerinde görüş bildirilmesini istedi ve Antalya Gazeteciler
Cemiyeti’nin bu konudaki görüşünü açıkladı.
Aydın Başkanı Mustafa Çezik söz alarak yeni üyeliklerin görüşülmesinin
başvuru sahibinin bulunmadığı toplantılarda görüşülmesi gerektiğini
hatırlattı. 8’nci maddenin daha demokratik hale getirilmesini istedi.
Federasyon ön taslağını genellikle onayladıklarını belirtti.
Antakya Başkanı Günay Çelenk söz aldı. Federasyon isminin Gazeteciler
Cemiyetleri Federasyonu olarak düzeltilmesi teklifinde bulundu.
Yozgat Cemiyet Başkanı Osman Hakkı Kiracı, Madde 4’ün asgari bir
Sarı Basın Kartı olan cemiyetin Federasyona katılmasını teklif etti.
Madde 8’in de delege sayısının Sarı Basın Kartıyla belirlenmesinin
yanlışlığına değindi.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ali Adalıoğlu da, 8. maddenin
25 üyeye bir delege gösterilmesinin gözden geçirilmesini, İstanbul,
Ankara ve İzmir cemiyetlerine de bir kısıtlama getirilmesinin daha
demokratik olacağını savundu. Federasyon yönetim kurulu sayısının
da 13’ten 15’e çıkarılmasını istedi.
Kütahya Başkanı İhsan Tunçoğlu, delege sayısının belirlenmesinde
endişeleri olduğunu, özellikle Sarı Basın Kartı koşulunu endişeyle
karşıladıklarını söyledi.
Bu arada 10 Cemiyet Başkanı tarafından verilen bir önerge okundu.
Önergede, delege sayısının ilin milletvekili sayısına göre belirlenmesi
teklif edildi.
Toplantıya katılmayan ve görüşlerini yazılı olarak bildiren Balıkesir
Başkanı Reşit Kıpçak, her cemiyetin üye sayısına bakılmaksızın 5
delegeyle temsiline, yönetim kurulunda da yüzde 50 Anadolu basınına
kontenjan tanınmasını önerdi.
Sakarya Başkanı Necdet Güngörsün yeniden söz aldı. Milletvekili
sayısına göre delege belirlenmesinin yanlışlığına değindi. 25 üyeyle
bir delegenin de doğru olmadığını, kota getirilmesini istedi ve
Federasyon Başkanının genel kurulda değil, yönetim kurulu içerisinde
seçilmesinin daha demokratik olacağını savundu.
Bursa Başkanı Nuri Kolaylı da, Federasyon adı başına Türkiye ifadesi
konulmasının yasaya bağlı olduğunu hatırlattı. Gazeteciler Federasyonu
ifadesinin uygun olduğunu söyledi. Taslağın kabulu halinde 28 Şubat
1997 tarihinin delege seçilmesinde baz alınması şartının getirilmesini
istedi. Bu tarihten sonrasının değerlendirmeye alınmaması gerektiğini
anlattı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun bu Federasyona
katılmama kararı aldığı yolunda söylentiler çıktığını, bunun ne
derece doğru olduğunun Cemiyet Başkanı Nail Güreli tarafından açıklanmasını
istedi.
Samsun Cemiyet Başkanı Necdet Uzun, Federasyonun bir an önce kurulması
gerektiği görüşünü savundu.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli söz aldı. Güreli
kişisel olarak Federasyonun kurulmasından yana olduğunu, bu güne
kadarki tutumuyla da bunu ortaya koyduğunu anlattı. Güreli, Federasyon
kurulmasıyla ilgili taslağı yönetim kuruluna götürdüğünü, burada
tartışıldığını ve kesin bir katılmama kararı alınmadığını, ancak
yönetim kurulu kararına (bu arada katılınmaması gerektiği) yolunda
karar alındığını açıkladı. Başkanlar Konseyi’nin daha da genişletilerek
sürdürülmesi görüşünde olduğunu da hatırlattı.
Muğla Başkanı Ünal Türkeş, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Nail Güreli’nin Yönetim Kurulu’nda aldığı bu kararın gerekçelerini
açıklamasını ve önerilerini sunmalarını beklediklerini söyledi.
Bugüne kadar olan toplantılarda beraberlik anlayışıyla bugüne gelindiğini
ve İstanbul’un Federasyon kurulmasını istediğinin hep empoze edildiğini
hatırlatarak üzüntülerini belirtti.
İskenderun Başkanı Sami Uygur da, basına nasıl yardımcı olunur düşüncesiyle
yola çıkıldığını, Federasyon kurulmasının benimsendiğini hatırlattı
ve bugün ortaya çıkan durumdan üzüntü duyduklarını belirtti.
Kocaeli Başkanı Kâzım Ertek, basında çalışanları korumak için kurulan
Başkanlar Konseyi’nin bu çabalarının boşa çıkarılmaması gerektiğini
hatırlatarak Federasyon kurulmasını istedi. Sarı Basın Kartının
da gerçek gazetecilere verilmesi gerektiğini savundu.
Aydın Başkanı Mustafa Çezik, İstanbul Cemiyeti’nde olan sıkıntının
diğer cemiyetlerde olup olmadığını sorarak eksikliklerin tamamlanarak
bir sonraki toplantıya gelinmesini istedi.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin söz aldı. Bilgin, İstanbul
Cemiyeti’yle Ankara arasında geçmişte çatışmalar olduğunu, ancak
son yıllarda bir yakınlaşmanın oluşturulduğunu ve herhangi bir sorunun
olmadığını vurguladı. Bilgin, Federasyon taslağında merkezin Ankara
olması yolundaki ifadenin şekil olarak yer aldığını hatırlatarak,
Ankara diye bir taleplerinin olmadığını, temsilci sayısını önemli
bulmadıklarını, her türlü öneriye açık olduklarını ve başkanlığa
aday olmayacaklarını söyledi.
Bu konuşmalardan sonra oturuma ara verildi. İkinci oturum saat 14.00’te
açıldı.
Alanya Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanlar Konseyi’ne alınması yolunda
19 imzalı bir önerge verildi.
Bursa, Aydın, Sakarya, Adana alınması yolunda görüş bildirdi. İskenderun
ve Aksaray Başkanlar Konseyi’nin önceki kararına ters düştüğünü
belirterek, bunun yanlışlığına değindiler.
Yapılan 17 olumlu, 8 olumsuz oyla Alanya’nın da Başkanlar Konseyi’ne
alınması üyelerin durumlarını incelemeleri ve gazeteci olmayanları
üyelikten çıkarmaları koşulu ile kararlaştırıldı.
Alanya Cemiyeti Başkanı Mehmet Ali Dim, salona çağrılarak kendisine
söz verildi. Mehmet Ali Dim, Başkanlar Konseyi’ne alınmaktan mutluluk
duyduklarını belirtti.
Daha sonra Federasyon Taslak Tüzüğü’nün yeniden hazırlanması ve
gözden geçirilmesi için komisyon kurulması konusunda verilen iki
ayrı önerge okundu. Önergelerin tartışılmasından sonra Komisyonun
5 cemiyet başkanından oluşması görüşü ortaya çıktı. Bu görüşün onaylanması
istendi ve kabul edildi.
Buna göre Komisyon, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Samsun
19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necdet Uzun, Çukurova Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Tamer Ünal, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Nuri Kolaylı ve Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kadir
Sabuncuoğlu’ndan oluşturuldu. Komisyon federasyon taslağını hazırlayarak,
7’nci Başkanlar konseyi toplantısından önce tüm cemiyet başkanlarına
iletmesi, 7’nci toplantıda taslağa son şeklinin verilmesi kararlaştırıldı.
Bu arada taslakla ilgili görüş bildirmek isteyen Başkanların Sn.
Nazmi Bilgin’e başvurması kararlaştırıldı.
Daha sonra 7’nci toplantının Mayıs ayı sonunda Diyarbakır’da, 8’nci
toplantının da Ağustos ayında Bursa’da yapılması oybirliğiyle kabul
edildi. 6. Başkanlar Konseyi deklarasyonunun Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Nail Güreli tarafından hazırlanması istendi. Hazırlanan
deklarasyon oybirliğiyle kabul edildi.
Toplantı bu kararla sona erdi.
***
Toplantı sonunda yapılan basın
açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Ülkemizdeki 55 gazeteciler
cemiyetinden oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 28
Şubat ve 1 Mart 1997 günlerinde Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin
ev sahipliğinde yaptıkları toplantı sonunda aşağıdaki görüşleri
kamuoyuna açıklamayı kararlaştırmıştır:
Anayasada ifadesini
bulan laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkesinin mutlak savunucuları
olduğumuzu ve bu ilkelerden vazgeçilemeyeceğini kesinlikle belirterek,
yaşanan sıkıntıların TBMM ve hukuk kuralları içinde çözüm bulunması
inancımızı vurgularız. Başta iktidarda olsun, muhalefette olsun
ya da meclis dışında bulunsun, siyasal partilerin tümüyle birlikte,
diğer demokratik kurumları da sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Halkın
gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı demek olan basın özgürlüğünün
vazgeçilmez koşulu olan demokrasiyi kararlılıkla koruyacağımızı,
demokrasiyi araç olarak kullanıp, kendi dikta rejimlerini dayatmak
isteyenlere kesinlikle geçit vermeyeceğimizi açıklarız.
Gazeteciler Cemiyetleri
güçbirliğinin somut ifadesi olan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi, yerel ve yaygın basının sorunlarını çözme mücadelesini
sürdürecektir. Bu arada 24-25 Kasım 1996 tarihinde Ankara’da yapılan
1. Anadolu Basın Kurultayı’nda yerel basının sorunlarını çözme yolunda
vaat edilen hususların gerçekleştirilmediğini anımsatıyor ve bu
ilgisizliği kınıyoruz. Buna karşı getirilecek yasaklayıcı ve sınırlayıcı
hükümlerin demokrasiyi zedeleyeceği unutulmamalı; her zaman saydamlıktan
yana olunmalıdır.
Basınla ilgili yasal
düzenlemeler yapılırken Gazeteciler Cemiyetlerinin görüşlerinin
alınması gerektiğini bir kez daha açıklarız.”
***
| 7. Toplantı
(Diyarbakır) |
Yukarı |
Başkanlar Konseyi’nin 7. Toplantısı
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde 16-17 Mayıs 1997
tarihinde, Diyarbakır’da yapıldı.
Bu toplantıda, Gazeteciler Federasyonu adıyla Gazeteciler Cemiyetlerini
ve Derneklerini biraraya getirecek bir kuruluşun oluşturulması ve
cemiyetlerin gerekli yasal çalışmaları yapması ilke olarak kabul
edildi.
7’nci toplantının açılış konuşmasını yapan Naci Saran, konuşmasında
özellikle toplantının amacını vurguladı:
“Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde organize edilen
Cemiyet Başkanları Konseyi 7. toplantısına hoş geldiniz.
Konuşmamın başında bölgedeki çalışma koşullarına, meslektaşlarımızın
sıkıntılarına kısaca değinmek istiyorum. Gerek bölgede, gerekse
Diyarbakır’da görev yapan arkadaşlarımızın tümü bazı sıkıntıları
yaşadı. Yoğun olayların yaşandığı, kent merkezlerinde günde 3-4
kişinin faili meçhul cinayete kurban gittiği günlerin içinden geçerek,
zaman zaman illegal, zaman zaman da legal örgüt, kuruluş ya da kişilerin
tehdit ve baskılarına maruz kalındı. Gazete büroları ölüm tehditleri
yapılarak kapatıldı. Bölgede 1990-93 yıllarını kapsayan dönemde,
çeşitli gazete, dergilerde görev yapan 16 gazeteci faili meçhul
cinayetler sonucu katledildi.
Böylesi bir zor dönemin içinden geçerek gelen bölgedeki gazeteciler,
her türlü baskıya rağmen bu işi yapacaklarına inandılar. Yılma olmadı.
Tersine yeni gazete ve TV büroları açıldı.
Bölgedeki gazeteci arkadaşlarım şiddet olaylarının yoğunluğu içinde
görevini en iyi şekilde yapabilmenin çabaları ile giderek uzmanlaştı.
Kimsenin adamı olmadan, kimseye yaltaklanmadan objektif gazetecilik
yaparak görevini en iyi şekilde yapmanın gayreti içinde oldu. Bütün
bunların yanı sıra, Kuzey Irak’ın Diyarbakır büroları tarafından
izlenmesi arkadaşlarımızın gazeteciliğine uluslararası bir boyut
kazandırdı. Bütün bunlara rağmen habere ulaşmada, olayları takipte
çok rahat olduğumuzu söyleyemem.
Bu anlamda, Diyarbakır toplantısının iki önemli amacını vurgulamak
istiyorum.
Birincisi; tüm cemiyetlerin Federasyon çatısı altında toplanması
için yapılan çalışmaların buradan netleştirilmesi boyutu.
İkincisi ise, sorunlu bir bölgenin merkezi durumunda olan Diyarbakır’dan
Türkiye’nin her kesimine toplumsal mesaj verme boyutu.
Buradan verilecek mesaj, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti için de,
Cemiyet Başkanları Konseyi için de büyük önem arzediyor.
Sorunlu bölge dedik, gerçi şu anda Türkiye sorumsuz bazı yöneticiler
sayesinde büyük sorunlar yaşamakta. Ancak biz ülkenin tüm sorunlarının
Güneydoğu sorunu da dahil, tüm sorunların Misakı Milli sınırları
içinde kendi insanımızla, kendi yüreğimizle, kendi beynimizle çözüleceği
inancını taşıyoruz.
Sözlerimi burada bitirirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Federasyonun son şekillenmesinin yapıldığı Gazeteciler Cemiyetleri
Başkanlar Konseyi 7’nci toplantı tutanaklarında şu ifadeler yer
aldı:
Başkanlar Konseyi’nin 7. toplantısı, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin
ev sahipliğinde Diyarbakır’da yapıldı.
Gündem gereği bir önceki toplantı ile ilgili Antalya Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Erdoğan Kâhya’ya söz verildi. Sayın Kâhya Antalya
toplantısı ile ilgili bilgi verdi. Devremülk kooperatifle ilgili
üye olmak isteyen arkadaşların başvuru yapmasını istedi. Daha sonra
Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik söz alarak Dostlar
Meclisi ile ilgili bilgi verdi.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin söz alarak görüşlerini
belirtti. Bilgin “7. Toplantı’ya gelinirken hedef belliydi, bu toplantılarımızın
dostların buluşması toplantıları havasından çıkması dileğimiz var.
Ne karar alınacaksa bu toplantıda alınsın. Tüzük onaylansın, Federasyon
kurulacaksa karar alınsın” dedi.
Bilgin, Sayın Nail Güreli’nin de düşüncelerini aktarmasını rica
etti. Söz alan Güreli, yüreğinin birliktelikten yana olduğunu, Federasyona
tam destek için önce Yönetim Kurulu, daha sonra Genel Kurulları’ndan
karar çıkması gerektiğini belirterek, “Tüzük taslağı son şeklini
aldıktan sonra Yönetime götüreceğim. Genel Kurul’dan da kararın
çıkması gerekir. Hukuki durum bu” dedi.
Devamla Nazmi Bilgin, “Federasyon büyük cemiyetlerin hegemonyasında
olmasın diye merdiven sistemi getirdik. Eşit dağılım olsun istedik”
dedi.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, tüm cemiyetlerin
Federasyon kararını alarak, Federasyon’un delege seçimini yapmalarını
önerdi. Ayrıca, Bursa toplantısında Genel Kurul tarihinin belirlenmesini
istedi.
Hazırlanan tüzüğün son şekli Tüzük Komisyonu tarafından okunarak
onaylanması oybirliği ile kabul edildi. Bunun üzerine Tüzüğün Bursa
Cemiyet Başkanı Nuri Kolaylı tarafından madde madde okunarak onaylanmasına
karar verildi. 1. maddenin ise toplantı sonunda onaylanması kararlaştırıldı.
Nuri Kolaylı, Tüzük maddelerini tek tek okuyarak oyladı. Maddeler
oybirliğiyle kabul edildi.
Son olarak 1. madde görüşüldü. Federasyon’un merkezinin İstanbul
olması kararlaştırıldı. Toplantıda Gazeteciler Federasyonu adıyla
Gazeteciler Cemiyetlerini ve Derneklerini biraraya getirecek bir
kuruluşun oluşturulması ve bu konuda kamu yararına çalışan cemiyetlerin
gerekli yasal çalışmaları yapması ilke olarak kabul edildi.
Hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Gazeteciler Federasyonu Kurucu
Genel Başkanlığı’na İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Sivri’nin
getirilmesi kararlaştırıldı.
Toplantının bitiminden sonra hazırlanan Deklerasyon’un Dönem Başkanı
Naci Sapan tarafından açıklanması kararlaştırıldı. Deklerasyon,
bir gün sonra Basın Toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu.
Toplantıya katılamayan Manisa, Uşak, Sinop, Aksaray, Kocaeli, Bolu,
Gaziantep, Trakya, Rize, Çorum, Kastamonu ve Isparta Gazeteciler
Cemiyetleri gönderdikleri faks ve telgraf mesajları ile toplantıda
alınacak kararları destekleyeceklerini ifade ettiler.
Toplantıya katılan cemiyetler:
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler
Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti,
Antakya Gazeteciler Cemiyeti, Alanya Gazeteciler Cemiyeti, Antalya
Gazeteciler Cemiyeti, Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti, Bursa Gazeteciler
Cemiyeti, Kırşehir Gazeteciler Cemiyeti, İskenderun Gazeteciler
Cemiyeti, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, Sakarya Gazeteciler Cemiyeti,
Çukurova Gazeteciler Cemiyeti, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti,
Giresun Gazeteciler Cemiyeti, Mersin Gazeteciler Cemiyeti, Muğla
Gazeteciler Cemiyeti, Malatya Gazeteciler Cemiyeti, Aydın Gazeteciler
Cemiyeti, Karaman Gazeteciler Cemiyeti.
55 Gazeteciler cemiyetinden oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları
Konseyi 7. toplantı sonunda aşağıdaki açıklamayı yaptı:
“Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar
Konseyi 16-17 Mayıs günlerinde Diyarbakır’da yaptığı toplantıda,
basınla ilgili çeşitli konuları görüşmüş ve aşağıdaki açıklamanın
kamuoyuna yapılmasını kararlaştırmıştır.
55 Gazeteciler Cemiyetinden
oluşan Konseyimiz son günlerde basına ve gazetecilere yönelik çeşitli
saldırıları, silaha dayalı şiddet eylemlerini nefretle kınar.
Çeşitli yöntemlerle
birbirini izleyen saldırı olayları, kimi sorumsuz siyasetcilerin
düşmanca tavrından ve basını hedef göstermesinden kaynaklanmaktadır.
Bu tür saldırılar, halkın haber alma hakkı demek olan basın özgürlüğü
ile birlikte demokratik rejimi ve hukuk devleti anlayışını zedeler
duruma gelmiştir.
Doğu ve Güneydoğu bölgesinde
olağanüstü durum nedeniyle gazetecilerin çok güç koşullar altında
çalıştığını da vurgulayarak, halkın bilgi edinme görevinin yerine
getirmesinin önündeki engellerin bir an önce kaldırılmasını istiyoruz.
Ulus iradesini egemen
kılan, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlangıcı olan 19 Mayıs’ı güçlü
bir inanç ve bağlılıkla kutluyoruz. 19 Mayıs’ın kaynaklık ettiği
laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek savunucusu olacağımızı
açıklarız.
Başkanlar Konseyi toplantısında
Gazeteciler Federasyonu adıyla Gazeteciler Cemiyetlerini ve Derneklerini
bir araya getirecek bir kuruluşun oluşturulması ve bu konuda kamu
yararına çalışan cemiyetlerin gerekli yasal hazırlık çalışmalarını
yapması ilke olarak kabul edilmiş; hazırlıkların tamamlanmasından
sonra Gazeteciler Federasyonu’nun kurucu genel başkanlığına İzmir
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Sivri’nin getirilmesi kararlaştırılmıştır.”
Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 50.
yıl etkinlikleriyle çakışan toplantı, geniş bir katılımla; 1-2 Ağustos
1997 tarihlerinde gerçekleşti. Bu toplantıda, Gazeteciler Federasyonu’nun
kuruluşunun kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı.
Bursa’da yapılan Başkanlar
Konseyi’ne katılan Cemiyetler ve başkanları şöyle gerçekleşti:
Gazeteciler Cemiyeti (Nazmi Bilgin), İzmir Gazeteciler Cemiyeti
(İsmail Sivri), Bursa-Gazeteciler Cemiyeti (Nuri Kolaylı), Çukurova
Gazeteciler Cemiyeti (Tamer Ünal), Aksaray O. Anadolu Gazeteciler
Cem (Abdülkadir Ay), Antakya Gazeteciler Cemiyeti (Günay Çelenk),
Antalya Gazeteciler Cemiyeti (Erdoğan Kâhya), Aydın Gazeteciler
Cemiyeti (Mustafa Çezik), Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti (Reşit
Kıpçak), Bolu Gazeteciler Cemiyeti (Oğuz Uçar), Çorum Gazeteciler
Cemiyeti (Mehmet Yolyapar), Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti (Kadir
Sabuncuoğlu), Edirne Gazeteciler Cemiyeti (Bülent Ayan), Erzurum
Gazeteciler Cemiyeti (Ali Galip Tutar), Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti
(Yılmaz Karaca), Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti (Eşref Turan),
Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (Halil Zor), Giresun Gazeteciler
Cemiyeti (Mehmet Yüksel), Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (Naci Sapan),
İskenderun Gazeteciler Cemiyeti (Sami Uygur), Kahramanmaraş Gazeteciler
Cemiyeti (Abit Vanlı), Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti (Abdülkadir
Akın), Kayseri Gazeteciler Cemiyeti (Oktay Ensari), Kırklareli Gazeteciler
Cemiyeti (Selim Tıran), Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti (Kâzım Ertek),
Konya Gazeteciler Cemiyeti (Uğur Özteke), Kütahya Gazeteciler Cemiyeti
(İhsan Tunçoğlu), Malatya Gazeteciler Cemiyeti (Haydar Karaduman),
Manisa Gazeteciler Cemiyeti (Ertuğrul Aytaç), Mersin Gazeteciler
Cemiyeti (Ali Adalıoğlu), Muğla Gazeteciler Cemiyeti (Ünal Türkeş),
Ordu Gazeteciler Cemiyeti (Ali Aydın), Rize Gazeteciler Cemiyeti
(Faik Bakoğlu), Sakarya Gazeteciler Cemiyeti (Necdet Güngörsün),
Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti (Necdet Uzun), Seydişehir Gazeteciler
Cemiyeti (Şeref Değirmenönü), Trabzon Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet
Tan), Trakya Gazeteciler Cemiyeti (Gönül Gökçe), Uşak Gazeteciler
Cemiyeti (Çoşkun Özler), Yozgat Gazeteciler Cemiyeti (O. Hakan Kiracı),
Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (Yusuf Günaydın), Kilis Gazeteciler
Cemiyeti (Ahmet Barutçu), Sıvas Gazeteciler Cemiyeti (Aydın Deliktaş),
Niğde Gazeteciler Cemiyeti (Ali Osman Sayın), Karaman Gazeteciler
Cemiyeti (Mesut Çetin), Afyon Gazeteciler Cemiyeti (Arif Yağcı),
Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti (Muammer Başer), Kırşehir Gazeteciler
Cemiyeti (Mehmet Emin Turpçu), Kırıkkale Müstakil (Cengiz Selci),
Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti (Ragıp Ersoy), Tokat Gazeteciler Cemiyeti
(Mehmet Kenarpınar), Sinop Gazeteciler Cemiyeti (Mustafa Genç),
Isparta Gazeteciler Cemiyeti (Zafer Çağlar), Alanya Gazeteciler
Cemiyeti (M. Ali Dim),
Toplantının ardından Başkanlar Konseyi
aşağıdaki basın duyurusunu yayınladı.
Bursa’da 2 Ağustos
1997’de yapılan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 8. toplantısı
sona erdi. Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunun gerçekleştiği
toplantıda, Ankara genel merkez olarak belirlendi. Bursa Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın dönem başkanlığını yaptığı, Gazeteciler
Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin yayınladığı sonuç bildirgesi şöyle;
BASIN DUYURUSU
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar
Konseyi’nin 8.Toplantısı, 50.kuruluş yılını kutlayan Bursa Gazeteciler
Cemiyeti’nin evsahipliğinde 55 cemiyet başkanının katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
Bu toplantıda kamu yararına çalışan ve basın kuruluşları statüsünde
yer alan Gazeteciler Cemiyeti (Ankara), İzmir, Çukurova ve Bursa
Gazeteciler Cemiyetleri’nin katılımıyla GAZETECİLER FEDERASYONU
oluşturulmuş ve Kurucu Yönetim Kurulu üyeliklerine aşağıda isimleri
yazılı meslektaşlarımız oybirliği |